Yazılar

Madımak Fitne Olmasın

Madımak zaten bu milletin başına bela oldu. 2 Temmuz 1993 yılında öyle olaylar cereyan etti ki; bir Kahramanmaraş’lı olarak “biz bu filmi görmüştük” dememek elde değildi.

Olay çok acıdır; mezkur tarihte Sivas'ta Pir Sultan Abdal Kültür Derneği tarafından organize edilmiş olan Pir Sultan Abdal Şenlikleri sırasında Madımak Oteli'nin yakılması ve 37 yazar, ozan, ve halktan kişilerin yanarak ya da dumandan boğularak hayatlarını kaybetmesi ile sonuçlanır.

Kürtler Ne İstiyor?

Her şey Cumhurbaşakanı Abdullah Gül’ün “her şey daha güzel olacak” demesiyle başladı gibi. O zamana kadar da konuşuluyordu ama bu kadar üstünde ciddiyetle durulmuyordu devlet olarak.

İki bakış açısı var memlekette. Birisi, “haklarıysa verelim” anlayışıdır.

Diğeri de “hakları da olsa vermeyelim, çünkü istekleri burada kalmaz, şımarır daha fazlasını isterler.”

Onlara göre bunun korkutan en fazlası ise bölünmedir. Yani “Kürdistan” adı altında ayrı toprak ve ayrı devlet talebi.

Bu ciddi bir meseledir. Dönüp onlara soruyoruz: “Bu talep doğru mu?”

Suçlu Başta Amerika

Evet, suçlu başta Amerika olmak üzere İngiltere, Fransa, Rusya ve Çin’dir.

Ama önce Amerika.

Neden mi?

Mahallenin şımarık çocuğunun zalim babası da ondan. Çocuğu ne yaparsa yapsın, destek veriyor ve o zalimin şerrinden korkanlar da o pis veledin yaptığına katlanmak zorunda kalıyor.

Ayıp Oluyor Beyler!

Terör belasının açtığı ateşle ülkenin bağrı cayır cayır yanıyor. Ama buna elbirliği ile çare olacak siyasiler ve onların liderleri hala bir araya gelemiyorlar.

Davet mi, ziyaret mi?

Sen mi bana gelirsin, yok ben mi sana giderim.

Yahu memleket yanıyor, enaniyet davası sürecek zaman mı?

Ayıp oluyor beyler!

* * *

Neden 550 milletvekili var?

Bu sayı daha aşağıya çekilemez mi? Siyasilerin sus payı verme mecburiyetlerine mahkum muyuz biz?

Bunu neden gündeme getiriyorum?

“Şeriat İslam mı?” 2

Devlet ise aynı havasında devam ediyordu. Yetkili üst düzey bürokratlar, yargı, ordu, üniversite çirkin bir dil ile dere tep düz gidiyordu inkar ve aşağılamada. Fakat siyasetçiler azıcık değişmiş, öyle ulu orta açıktan şeriat düşmanlığı yapamaz olmuşlardı. Artık "Şeriata karşıyız" diyemiyorlardı ama kendilerince icap ettikçe "teokrasiye karşıyız" diyorlardı.

Bu üslup ve ifade biçimi de yeni tartışmalara sebep olurdu: Acaba İslam’da teokrasi var mıdır?

Teokrasi ile şeriat aynı mıdır?

Değilse farklar nelerdir ve böyle söyleyenlerin maksatları nedir?

“Peygamber Ocağı” İstiyoruz

Evet, millet olarak bizler suçlu yatağı değil, “peygamber ocağı” bir ordu istiyoruz. Bunu beslediğimiz ordudan istemek, millet olarak bizim hakkımızdır.

Aslında söze şöyle başlamak istedim; “Bunu konuşmayacaksan, neyi konuşacaksın?”

Ama Sayın GKB Başbuğ bu yazıyı yazdığım tarihte hala konuşmamış, kurumuna bir açıklama yaptırmamıştı. Bence bu calib-i dikkat bir olaydır. İnsan ister istemez buna içerliyor ve “Bunu Konuşmayacaksan…” diyor.

Biraz da Türkler Kürt Olsun mu?

Biraz empati yapalım mı? Yani kendimizi muhatabımızın yerine koyarak düşünüp taşınalım mı?

Yapalım, herkes faydalı diyorsa, niye yapmayalım ki!

Hani “karda yürürken kart kurt sesi çıkınca…” hikayesi malum.

Şimdi yeni bir hikaye uydursak nasıl olur?

Mesela desek ki “Horasandan bataklık Anadolu’ya gelince, bastıkları yerden “türk turk” sesleri gelince bu gelenlere “Türk” dendi. Yoksa asılları Kürt idi.”

Ne dersiniz bu hikayeye, sizce tutar mı?

“Tutmaz” diyorsanız size başka bir hikaye anlatayım. Ama bu yaşanmış cinsinden gerçek bir hikaye.

“Rumlar Türbanı Serbest Bıraktı” Ya Türkler?

Başlığa bakınca “geç kalmadınız mı?” demeyiniz.

Yazsak da maşallah gündemin ardından yetişemiyoruz.

Neyse, haberlerde de izledik ama yazılı basında Taraf manşet atmış aynen başlıktaki gibi.

Altında iri harflerle şöyle yazıyor:

“Türkiye hâlâ üniversitedeki türban yasağını tartışıyor.

Kıbrıslı Rumlar ise ilkokul öğrencisinin bile derslere türbanla girmesine izin verdi. Gerekçe: Din özgürlüğü.”(*)

Gözlerinize inanın lütfen, yazılanları okuyun da kahrolun, koca Türkiye Rumlar kadar olamıyor:

Acınası Haller

Sayın İlker Başbuğ birkaç kez tekrarladı ya “ordu demokrasiye saygılıdır” diye, (pardon, saygılı mı demişti, yoksa bağlı mı demişti, şimdi tam hatırlayamadım) bunu fırsat bilerek birçok insan başından geçenleri anlatmaya başladı. Hatta kimileri kitap bile yazdı. İskender Pala üstadımızınki farklı bir olay elbette.

Ne oldu sonunda?

Bir cevap mı geldi?

Bir şeyler mi değişti?

Bana sorarsanız şimdilik o cephede yeni bir şey yok.

Kimse Ummamış

Haberleri izliyoruz, dünya şaşkın.

Herkes “bu nasıl olur?” diyor.

Bu kadar haksızlığı, hukuksuzluğu, eşkiyalığı, korsanlığı kimse ummamış, itiraf ediyorlar.

“Bu akıl mantık almaz bir şey! Bu bir çılgınlık” diyorlar.

Özellikle de batı böyle diyor.

Evet, bu bir çılgınlık. Sırtını ABD’ye dayayarak bunu hep yapıyor İsrail. Hep yaptığı bir şeyi bu kadar şaşkınlıkla karşılamak da suçüstü yakalanmak değil midir? Perşembenin gelişi çarşambadan belli olmalı değil mi?

Gazze savaşı ne idi?

Hala süren ambargo ne?

Sayfalar