Hatıralar

Dedem Bağdat’a Gidecekti

Demek hayatta para çok lazımdı. Eğer çok paramız olsaydı, babamla dedemin arası iyi olurdu. Biz de üzülmezdik!

Ölü Dostun Ziyareti

Allahu ekber! Ben birden heyecanlanmıştım. Çünkü çok müstesna bir an yaşıyorduk. Hocam nadiren verdiği sırlarından birisini daha söylüyordu. Oysa bu adam kadar sırrına berk birisi zor bulunurdu. Bunu bize söylemesi, dedem adına bizi sevindirmek kadar, bizi sevdiği ve bu sırrı vermeye ehil gördüğü içindi. Bu sevgi ve layık görme ise en az duyduğumuz olay kadar sevindirici harika bir duyguydu. Emmime baktım. O da bu “Bazen gelir, görüşürüz” sözünden irkilmişti, şaşkın şaşkın Hoca Efendi’ye bakıyordu. Az sonra sesi titreyerek, korku ile karışık bir hayret ve heybet içinde:

Dedeme Hüsnü Şehadet

Bir ramazanlık günüydü. Yaz mevsimi ve kendisi oruçlu. Bahçesinden incir üzüm toplamış, eşeğe yüklemiş, ta Hartlap’tan Maraş’a getirmiş. Günün bir sıcak saatinde bu çıka geldi. Hemen kendisini oturttum. Yükünü biz çözdük. İncir üzümleri eş dost, hısım akraba, konu komşulara biz dağıttık bitirdik. Ücretini de verdik. Sevindi. Alkışın bini bir para…

Berberzade Ömer Efendi

Her neyse, ben böyle muhabbet hülyalarına dalmışken Ömer Efendi içeriye girdi. Mübarek insan değil, sanki bir melek... Yumuşacık ve şirin mi şirin... Orta boydan belki az kısa, etten kemikten değil, sanki pamuktan yapılmış gibi... Sevmemek mümkün mü? Tepeden tırnağa muhabbete battık görür görmez mübarek hoca efendiyi…

Ona İcazet Verilmişti

Yıllar sonra bu büyük insan, bu az konuşan, sükûtu çok seven bu sûfî, son derece sırrına sahip bu mübarek derviş, bir münasebetle bana şunları anlattı:

“Bir akşam saati idi. Yakaza halinde dedemi gördüm. Bir ulu ağacın altında oturmuştu. Postu ise az yanda kalmıştı. Bana: ‘Oğlum post boş oturursan’ dedi. Ama ben bu icazeti kullanmadım. Bu zamanda şeyhlik yapmak çok zor”.

Onu Görmeden Çok Sevmiştik 

Yıllar sonra 1977 yılında Andırın Lisesine Din Dersi öğretmeni olarak atandım ve çok zor şartlar altında dinimizi öğrencilere aşk ve heyecanla anlatmaya başladım. Sistemin 12 Eylül ihtilaline ortam hazırlama günleriydi. Her gün kavga gürültü, her gün anarşi ve terör vardı. Canımızdan bezmiştik ve doğrusu korkuyorduk. O zamanlarda Andırın’da CHP güçlüydü ve sokaklara solcu gençler hâkimdi. Dostlar bana sabah namazına camiye gitmememi tembihliyorlardı. 
 

Dussuz Hoca’nın Vefatı

Babam atına bindi ve dörtnala gitti. Atı hızlıca koşarak ufukta kaybolurken, bir hocanın cenazesine yetişmek için babamın yaptığı bu çaba ve fedakârlık bana hocalığın kıymetli bir şey olduğunu ve hocaların çok sevildiğini anlatan büyük bir fiilî ders oldu. Kim bilir, belki de içime “hoca” olma sevgisi ve ideali böyle gelişmiştir sessizce… 

Dussuz Hoca’nın Sohbeti

Rahmetli babam derdi ki: “Akşam bizde arkadaşlar var. Hoca Efendiyi çağırsak işini bahane eder gelmez. Ama ben öyle yapmaz, ‘Hocam acele gelmeniz gerekiyor’ derdim, hoca çıkar gelirdi. ‘Yahu Demir Efendi, yok diyecek muhatap da bulamıyorum, mecbur geliyorum, yapma böyle’ derdi”.

Dussuz Hoca’nın Hizmeti

Emekli olduktan sonra köyün camisinde imamlık yapan Hoca Efendi, bununla yetinmemiş; yasaklı yıllarda senelerce köyünde çocuk okutmuştur. Bu okutma işi yakın köylerden başlayarak uzak muhitlere kadar duyulmuş, başına bir hayli öğrenci toplamıştır.

Dussuz Hoca

Ben de küçük yaşıma rağmen sohbetlerini zevkle dinlediğimi hatırlıyorum. Babama Risalelerden Küçük Sözler’i hediye etmesi boşuna değil demek ki! Bu asri eserlerle muhatabını rahatça ikna eder, dolayısıyla sevilir ve sayılırdı. Şehirden gelen okur-yazarlar onun sohbetini çok severdi. Çağdaş bazı kavram ve ilimleri bir köy hocasından duymak, bilmedikleri veya tereddüt ettikleri şeyleri ondan öğrenmek adamları müthiş etkilerdi. Öyle ya, medenilere galebe ikna iledir; onlar da tatmin oldukça hayran kalırlardı.

Sayfalar