Hatıralar

Sohbet Mürşidi

Dedem onun söz ve ahvalinden çok istifade etmiştir. Dedemin sohbet şeyhidir dense yeridir. Başka bir manevi bağlantı, bir tarikat nispeti var mıdır? Ben bilerek yoktu. Bildiğim, Abdullah Efendi manevî ders vermezdi. Dedeme de vermemiş.

Muallim Abdullah Efendi Sırrı Berk Bir Gönül Eri

Âlim ve velî bir hizmet insanı olan Abdullah Efendi, ömrü boyunca maddi ve manevi hizmetini o kadar sessiz ve gösterişsiz sürdürmüştür ki, belki en yakınındakiler bile bu derinliğinin farkına varamamıştır. Dünyadan el etek çekme hali ve uzlette yaşaması, onu şöhret afetinden koruduğu gibi, vaktine ve işine de büyük bir bereket getirmiştir.

Dedemin Tövbe Vesilesi

Dedem derdi ki: “O cemaati görünce bana bir hal geldi. İçimden bir göl boşandı sandım. İnsanların yanında ağlamamak için kalktım ve en ötedeki haymanın altına vardım oturdum. Gözyaşlarım gayrı ihtiyari gözümden dökülüyordu. Derken kendimi tutamadım, resmen höngür höngür ağlıyorudum. Ne olduğunu bilmiyorum, niçin olduğunu bilmiyorum, sadece hıçkıra hıçkıra ağlıyordum. Derken yanıma Deveci Ali gardaşım geldi, selam verdi oturdu. Benim bu halime tebessüm ediyordu. Onun hakiki bir derviş olduğunu bilirdim. O yüzden de gerçekten çok sever, sayardım. Dedi ki:

Hartlap İlicesinde Dedemin Bekçiliği

İşte dedem, nasıl başlamışsa, o iliceyi çalıştırır, çekip çevirirdi. Gelenlere hayma kurar, odun toplar, içecek su getirir, kısacası bekçilik yapardı. İnsanlar da bu hizmetlerin karşılığında gönüllerinden ne koparsa onu verirlerdi; o zamanlar iliceden giriş ya da çimme parası alınmazdı. Biz yetişip büyüdüğümüzde dahi durum öyleydi.

Deli de Gerekmiş

Derken bir zorba, daha sonra geldiği halde yalnız bir kadının sırasını elinden almaya kalkmış. Çalışan işçiler o zorbaya bir şey diyememişler korkularından. 

Kadının şikâyet için çıkardığı gürültüsüne dedem uyanmış. Uykusunun bölündüğüne canı sıkılmış. “Ne var? Ne bu gürültü?” diye olayı sormuş. Öğrenince de zorbanın çuvalını tuttuğu gibi dışarı atmış. 
 

Kazım Öğretmenin İşleri

Köyümüzde şen şakrak, biraz da muzip, çok şakacı bir öğretmen vardı. Her zaman halkın içinde birisiydi. Hem de namazlı abdestli, bildiğince de dindar birisiydi. Bu yüzden çok sevilirdi. Kiraya oturduğu Kuzu Başlı emminin evi de zaten caminin dibindeydi. İşi olmadığı her namaz vaktinde camideydi. Namaz öncesi veya sonrası oraya erken gelen veya geç gidenlerle sohbet eder, özellikle de saf ihtiyarları konuşturur, zaman zaman birbirine düşürür, bazen de makaraya alır, kendince işletirdi. Sonra bunu açık eder, hep beraber gülerlerdi.

Cezbe Ve Nârâ

Kalbim bu kılıçla ikiye mi biçilmişti? Birden yanımda top gibi patlayan bu nara karşısında kendimden geçmişim. Bu müthiş haykırış karşısında korkumdan kitap bir yana ben bir yana savrulmuşum. Ebem koştu ve beni yerden kaldırıp tekrar oturttu. “Korkma yavrum korkma, bir şey yok, bu deli bazen böyle bağırır” diyordu.

Dedemin Gece İbadeti

Ben bu gündüz halini bilirim tabi. Köyün içine önceleri cemaat ile namaz kılmak için camiye giden dedem, giderek ancak Cuma namazı için çıkmaya başladı. Geri kalan hayatı hep böyle tenhada, ya evinde ya da bahçesinde inziva içinde geçerdi.

Dedemin Sohbetleri

Dedem ebeme aşıktı; gençliğinde karşılığı da varmış. Lakin şimdiye gelince bu sevdanın o taraftaki karşılığı ne kadardı, işte orası hep çetin bir bilmece olarak kaldı benim için.

Bu da bana bir hikmeti öğretti; sevgiyi tatlı dil, güler yüz, ikram ve iltifat suyuyla beslemek gerekir. Yoksa o taze fidan kuruyup gidebilir.

O Çardak

O çardakta aman ne hatıralarımız vardı, sormayın gitsin! Demli çaylar orada içilir, elmalar, erikler, üzümler orada yenir, gelen geçen oradan seyredilir, en son havadisler orada yorumlanır, gelin kaynana dırıltıları, komşu kavgaları orada dillendirilir, akrabalar orada toplanarak divan kurulur, misafirler orada ağırlanır, orada bir pir-i faninin anlattıkları zevkle dinlenirdi.

Sayfalar