Yazılar

Eşitliğin Ve Irkçılık

Bilindiği gibi İslam’ın doğuşunda bir çok yerde olduğu gibi Araplarda ve Kureyşlilerde de çok çirkin, çok kaba bir ırkçılık vardı. Arap olmayanlarla, hatta Arabın fakirleriyle bile oturamayacak kadar gururlu ve kibirli insanlar vardı

Irkçılık Ayrılık ve Savaş Getirir

Irkçının gözünde hiçbir hak hukuk ve değer kalmaz. Onun için tek ölçü ırkçılığını tatmindir. Ne imanın, ne vicdanın, ne ilmin, ne ehliyetin, ne hakkın, ne hukukun, ne medeniyetin, ne insanlığın, gözünde hiçbir şeyin kıymeti kalmamıştır; asabiyet ve ırkçılık adına hepsini yakabilir, yıkabilir!..

Yeryüzünde ırkçılıktan daha akılsız, daha aptal, daha kör, daha duygusuz, daha deni, daha düşük, daha kaba, daha vahşi, daha saldırgan, kısacası daha değersiz bir alçak düşünce yoktur. Dolayısıyla ırkçılıktan daha zararlı bir düşünce yoktur.

“Taksim’e Hoş Geldin”

Vallahi gençleri tebrik gerekir. Hay çok yaşayın emi. Ancak bu kadar olur muhalefet. Ancak bu kadar zarif ve etkili olur bir eylem.

Hay aklınızla bin yaşayın gençler. Haberleri izlerken yerlerde gezen moralimi bir anda ayağa kaldırdınız. Güldüm epey ağlanacak halimize.

İğne batmış balon gibi koca bir eylemin “fısss” diye havasını aldınız bir tek cümle ile, boşa çıkardınız koca bir çabayı, bir yanlışı bitiriverdiniz bir afişle.

Vallahi bravo.

Ön sıralarda CHP milletvekilleri, parti yetkilileri olmak üzere yürüyorlar avukatlar ve yandaşları. Şikayetleri ne?

BİLGİ VE TOPLUM

Kettani'den şunları okurken doğrusu hayretimi gizleyemedim:

"Ebu Müslim el-Kecci (ö. 292/904) Gassan revakında ders imla ettiriyordu. Onun meclisinde yedi müstemli ( konuşmacının sözünü yüksek sesle tekrarlayarak uzaktaki kalabalığa duyurmaya çalışan) bulunuyor ve her biri berisindeki arkadaşına onun söylediklerini duyuruyordu. Ebu Müslim'in meclisinde sadece bakıp dinleyenlerin dışında, söylediklerini yazan kırkbin küsur insan vardı. Asım bin Ali (ö. 221/836) nin meclisinde de yüzbirıi aşkın insan bulunuyordu." (Kettanî, et-Teratibu’l İdariye, İz y. İst. 1990, 1/152)

Zor Günlerde İlkeler

Bu günler ilginç günlerdir. Bir dönüm noktasında olduğumuz kesin. Herkese düşen görevler vardır. İktidar kadar bize, size ve bütün millete düşen görevlerdir bunlar.

Biz dünyaya bir kere geliyor ve ebediyete gidiyoruz. Burada yaşamak bir imtihandır. Kendimiz ve neslimiz için hayatın anlam ve amacını, istikamet ve saadetini, hayatı var eden bize açıklamıştır. Bu, büyük bir merhamettir.

Onu beğenmeyen akıllılar (!) en azından ne ile yarıştıklarını merak ederek, okumalı ve incelemelidirler. Ancak aptallar meraktan ve düşünceden kaçarlar.

Müjdeli Bir Keşif

Şimdi size çok dikkat çekici, gerçekten ilginç, hem de çok tatlı, çok müjdeli bir keşf örneği sunalım: M. Serhan Tayşi, “Ali Emiri izinde” isimli hatıralarında yazıyor. (Timaş y. İst. 2009, s. 39-40):

“Annemin dedesi Şeyh Ali Efendiye dair tek hatıram, babamın Çocukken dinlediği bir hikâyeden ibaret. Babamın, her anlatışında: “Hepsi tahakkuk etti, hâlâ düşündükçe şaşarım" dediği bu hikâye şöyle:

Ferhat Koca Maraş’taydı

Sevgili dostumuz Prof. Dr. Ferhat Koca Bey (*) 5 - 6 Temmuz (Pazar ve pazartesi 2009) da Maraş’taydı. Bir başka değerli dostumuz Çorum Müftüsü Ahmet Çelik Beyin biricik oğlu Edib’in düğün merasimi münasebetiyle yaşamıştık bu mutluluğu.

“Devlet Muhalifini Yaratıyor”

Yıllardır yaşadığımız olaylardan şunu görüyor ve şu dersleri çıkarıyoruz: artık devlet kendi muhalifini kendisi oluşturuyor ve meydana salıyor. Sonra da onun etrafında kümelenen gerçek muhaliflerini tanıyor, tespit ediyor. Eğer zararlı hale geldiklerine kanaat getirirse, içlerindeki adamları eliyle başlarına bir bela, bir olay sarıyor ve tek tek, ya da topluca işlerini bitiriyor. Bu “danışıklı dövüşe” eskiden “muvazaalı” derlerdi.

Ağlayan Yürekler

İmanın iki dünyada da saadet, inkârın iki dünyada da azap olduğunu biliyoruz. Ve imanın bir ihsan-ı ilahi olduğunu da görüyoruz. Hamdolsun, şükrolsun.

Hz. Lut (a.s.)’un karısı, Hz. Nuh (a.s.)’un oğlu, Hz. İbrahim’in babası kafir oluyor da, Fir’avn’un karısı Asiye Hatun Müslüman ölüyor, ne ile izah ederiz ihsan-ı ilahiden başka?

Yargı Yargıyı Bitirmemeli

Ülkede herkes soruyor, “Ne oluyoruz Allah aşkına? Hani hukuk herkese lazımdı? Hani adalet mülkün temeliydi? Hani yargı önünde herkes eşitti? Hani herkes birinci sınıf vatandaştı?”

Sayfalar