Yazılar

Yanlışa Tavır

Adam utanmadan sıkılmadan açıktan ırkçılık yapıyor. Hatta bu yüzden Müslümanların kanlarının dökülmesine fetva veriyor. İş fetva ile kalsa, maalesef kanlar dökülüyor, canlar ölüyor, mallar zayi oluyor, ama onun etrafındaki Müslümanlar, o ırkçı melunu uyarmıyor, uyarsa da dinlemediğini görünce terk etmiyorlar. Yanlış olduğunu söyleseler de, dostluğu bitirmiyorlar.

Peki bu İslam’ın en önemli emirlerinden olan “Hubb-u lillah, buğz-u fillah”, yani “Allah için sevme ve Allah için buğzetme” ilkesine ters düşme olmuyor mu?

Bir Millet Nasıl Bozulur?

Bir millet nasıl bozulur ve helake gider, Kur’an ve sünnet bunu ayrıntıları ile açıklamıştır. Bunlardan birisi de iyiliği emretme ve kötülükten nehyetme ilkesinin çiğnenmesi, bireysel ve toplumsal duyarlılığın kaybolması ile yanlışa gerekli tepkinin yapılmamasıdır.

Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) Efendimiz Benî İsrâil'den misâl vererek onların irşattaki bu ihmalleri ve lâubalilikleri yüzünden felâkete uğradıklarını belirtir:

Utanmak mı Dediniz?

İki değerli insanı, Mahinur’u Merve’nin yanına koyarak soruyor “bizimkiler”: “Acaba utandılar mı?”

Bu bir üslup meselesi herhalde. Yoksa sanmam ki onlardan bunu gerçekten beklesinler!...

Mehmet Akif Merhum şöyle demişti:

Göster Allah’ım bu millet kurtulur tek mucize,
Bir utanmak hissi ver gaib hazinenden bize…

Utanmak gerçi her yaratılmış fıtratta vardır. İyi ama, kimileri o fıtratla kavgalı ise ve utanmazlığı seçmişse, elden ne gelir?

Pes Doğrusu

Evet, pes doğrusu!

Adam bu kadar mı olur?

Anayasa çalışmalarına baştan karşı çıkacaksın, kısmi bile olsa değişikliklere karşı çıkacaksın, kökten değiştirmeye karşı çıkacaksın, “bırak sen anayasayı manayası, sen ekonomiye bak, senden ne hak, ne özgürlük isteyen yok” diyeceksin…

Bunu yıllarca diyeceksin…

“Bunu da sana güvenmediğimiz için yapıyoruz” diyeceksin…

“Onu da biz yaparız, senin işin değil” diye halkın iradesini hiçe sayacak ve faşizan söylemleri ayyuka çıkaracaksın…

Kot Pantolon

Kot pantolonun özel bir ayıbı ya da günahı var mı?

Bence yok.

Aslında sözü kota, kadifeye, pamuk veya ipeğe getirmeden, soruyu “Pantolonun günahı var mı?” diye sormak gerekirdi her halde.

İsterseniz haydi soralım: “Pantolonun günahı var mı?”

Uzmanlara göre elbisede aranan şartlar şöyle:

Elbiseler vücudun mahrem yerlerini göstermeyecek kadar kalın olacaktır. Göğüs, bel, kalçalar gibi şehvet çekici uzuvları teşhir edecek kadar sıkı ve dar olmayacaktır. Bir de kadın erkeğe, erkek de kadına benzemeye özenmeyecektir.”

Vali Ve Kot Pantolon

Ataların dediğine göre “arife tarif gerekmezmiş, adam olana işaret yetermiş.”

Adam olana sözlü uyarı bile gereksizdir. Bir surat asma, bir bakış, hatta bakmayış, bir kaş göz hareketi, bir jest ve mimik bile yeter.

Hele de insanlar içinde birisinin kusuru asla yüzüne vurularak utandırılmaz, ayıbı söylenmez ve ikaz edilmez. Değilse adam kabullenmez hatasını, egosunu savunur, hatta isyan eder. Çünkü başkalarının yanında küçük düşürülen adamın nefsi yaralanır. Acısını dindirmek için de ister istemez nefsinden yana çıkar. Sen haklı da olsan, o kendini savunur.

Devlet Başkanı Dahi Sorumludur

Bugün sizinle bu sistemi bırakarak İslamî yönetime doğru bir yolculuk yapalım isterseniz.

Öyleyse şimdi burada söylediklerimiz tamamen idealdir ve günümüzde yaşanan acı gerçeklerle asla alakası yoktur. Keşke olsaydı…

İslam, çağımıza kadar nice toplulukları başarıyla yönetmiş bir dindir. İslam toplumu da, İslamî kanunlarla siyaseti, yani yönetimi ve sosyal hayatı düzenlenmiş ve biçimlenmiş olan toplumlardır.

Asker İşi Nasıl Yapar?

Bugünlerde elimde olan bir kitaptan bir hatıra nakletmek istiyorum önce. Timaş’tan çıkan M. Serhan Tayşi’nin hatıraları, “Ali Emiri’nin İzinde”.

Tayşi bey babasından bahsediyor. Sekiz yıl Mustafa Kemal’in koruma polisliğini yapmış İstanbul’da. Hatıralarından birisi de özetlersek (s. 58-60) şöyle:

1930 larda İstanbul’da asayiş iyice bozulmuş. Halk gece sokaklara çıkamaz olmuş. Mezarlıklar bile soyulur ve ölülerin başı kesilir, dişleri sökülürmüş. Atatatürk Dolmabahçe’ye ilgileri çağırır. Yerler, içerler ve meseleyi konuşmaya başlarlar. Atatürk meseleyi arzeder:

Demokrasi ve Darbe

Demokrasi ve darbe kelimeleri asla yan yana gelemeyen ve birlikte yaşayamayan kavramlardandır. Biri varsa, diğeri yoktur yani. Birisi eskiden çok kullandığımız hatıra yüklü tatlı bir kelime olarak “şark” ise, diğeri bir medeniyet olarak ilk gördüğümüzde afalladığımız “garp”tır. Yani biri güneşin doğduğu yerse, diğeri battığı yerdir. Birine doğru gittiğinizde, ister istemez diğerinden uzaklaşırsınız.

“Mahkeme Masrafı” Kime?

Anayasa Mahkemesi Türkiye’ye Maddî ve manevî çok şeyler kaybettiren bir davayı sona erdirdi. üstümüze ne kadar büyük bir yük bindirilmişti ki, hepimiz de gerçekten “oh be!” dedik. Sevindik, ama sevincimiz buruktu. Bu haksız ve yersiz dava hiç olmamalıydı. Aziz ülkemiz bu duruma hiç düşürülmemeliydi…

Sayfalar