Yazılar

“İnançta Arınma” Zaferin İlk Adımıdır

Ümmetimizin tabii önderleri olan alimlerimiz ve
mürşitlerimiz, örneğini Kur’an’da gördüğümüz bir cihada girdiler
kahramanca. Gözlerinde ne dünya vardı onların, ne de ukba.
Hep başkaları için yaşadılar.

Ama bir şeyin farkındaydılar. İnsanlığa yapılacak en büyük hizmet, onlara imanı anlatmaktı. İnsanla İslam’ı buluşturmaktı. Her şey buna feda edilmeli, tevhid mücadelesi sürdürülmeli idi. Hamdolsun kısmen başardılar da bunu.

Alevilere Sistemin Kazığı

“Alevilere Kim Zulmediyor?” yazımızda söze şöyle başlamıştık: “Sizin haklarınızı vermeyerek size zulmedenler Sünniler değil, sizin gibi onlara da zulmeden yürürlükteki bu sistemdir, bu sistemin sahipleridir. Boşu boşuna Sünnilere kızmayınız. Bilakis hak almada yardımlaşınız.” (*)

Orada bir tespit daha vardı, sanırım katılırsınız: “Türkiye’de cari sistem her kötülüğün anası olmuştur. Bunlardan biri de alevi-sünni çatışmasıdır.”

Aslında alevi sünni çatışması neden olsun ki? Hiç! Ne kadar gereksiz bir kavga!

Aleviler Ve Maraş

Habervaktim’de ilginç bir haber var:

“Alevi Kültür Dernekleri ve Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı tarafından Maraş Olayları'nda hayatını kaybeden Alevileri anmak için Narlı Cemevi'nde program düzenledi.

Programa çeşitli illerden de çok sayıda Alevi vatandaş katılım gösterdi. 1978 yılında yaşanan olaylarda hayatını kaybeden Alevi vatandaşlar için saygı duruşunda bulunulması ile başlayan programda Alevi Kültür Dernekleri Genel Başkanı Özdil bir konuşma yaptı.

Ciğerim Parçalandı

Haberi okuyunca içim yandı, ciğerim parçalandı. “Böyle olmamalıydı” dedim içimden. Üst üste yaşanan yanlışlar ve iç içe düşülen ziyan ve hüsranlar…

Allah belanı versin senin ey cehalet!

Beni kahreden haber şu: “Kahramanmaraş'ın Andırın ilçesine bağlı Saygılı köyünde bekâret yüzünden canına kıyan 15 yaşındaki F. K.ın, 9 yaşındayken komşusunun tecavüzüne uğradığı ortaya çıktı. Evlendiği gece "Bakire değil" diye gönderildiği baba evinde av tüfeğiyle canına kıyan F.nın, intiharından hemen önce annesine 6 yıldır sakladığı sırrını açıkladığı öğrenildi.

Bu hesabı kimler sorar?

Bir önceki yazımızda “Gelelim şu intihar eden taze gelinimize” demiştik. Okumayanlar veya hatırlamayanlar o yazıya bakmalılar.

Keşke bu kızımız küçük yaşta başına gelen bu felaketi annesine söyleyebilseydi zamanında. Ya da hiç olmazsa nişan – düğün öncesinde. Söyleyememiş işte…

Neden söyleyememiştir?

Bir yandan utanma, el aleme rezil olma duygusundan, bir yandan da tabi ki korkusundan.

İki Patron

Sizde de oluyor mu öyle; saatlerce oturursunuz, telefon gelmez. Bir abdeste kalkarsınız, peş peşe telefonlar. Arada bir evde unuturuz cebinizi, o zamanda dostlar sanki inadına ararlar.

Eve girdiğimde telefonumun bülbül sesi şakıyordu. İnşallah yetişirim dedim içimden. Selam kelam, hal hatırdan sonra karşımdaki bir iş yeri sahibi patron soruyor:

Çek Elini O Omuzdan

Oturmuş tv seyrediyoruz. Davos’ta Türkiye Cumhuriyeti Hükümetinin Başbakanı konuşuyor.

Aa! O da ne?

Oturumu yöneten terbiye fukarası adam elini başbakanın omzuna atıyor ve kesmesini söylüyor.

Kimsin sen?

Başbakanla peynir ekmek mi yedin de elini omzuna atıyorsun?

Bu ne saygısızlıktır böyle?

Hem de haksız olarak?

Peres’e 27 dakika, Erdoğan’a 12 dakika.

Bu adaletsizliğe kim katlanır? Hem niye katlanacak ki?

Üstelik sataşma var, cevap da gerekir!

İçimizdeki Şimon Peres’ler...

Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan, bütün dünyanın gözleri önünde kendisine, ülkesine ve Filistin halkına yapılan saygısızlığa sert tepki gösterirken...
Ve bu haklı tepkiyi akıl ve vicdan sahibi her ülke, her halk ve her insan ayakta alkışlayıp desteklerken...
Dünyada sadece iki kesimden tepki geliyor...
Birincisi Amerikalı ve İsrailli Yahudilerden...
İkincisi Türkiye’deki kartelden ve muhalefetten...
Şaşırmadık ama çok manidar...

“Aydınlanma Yolu Tasavvuf”

Erkam Yayınlarından yeni çıkan son kitabımızın adı böyle. Kitap orta boy olarak basılmış olup 336 sayfadır. Bütün çalışanlarıyla birlikte Erkam Yayınlarına çok teşekkür ederim.

Her çağda güncel olmakla beraber, yaşadığımız şu yıllarda da tasavvuf çok yoğun bir şekilde konuşuluyor, tartışılıyordu. Bazı dostlarımız ısrarla tasavvuf ve tarikatlar hakkında çok kısa ve özlü bilgiler veren bir kitap yazmamızı istediler.

“Hayır” Diyebilmek

Yeri geldiğinde “Hayır” diyebilmek, bir özgürlük ve bağımsızlık alametidir, bir kişilik göstergesidir. Zamanı ve zemini gerektirdiğinde bunu diyemeyenler, hürriyet ve şahsiyetlerini kaybetmişler demektir.

Hatırlarsınız, Kamuran İnan diye birisi vardı. Daha çok dış politika ile ilgilenirdi.

İşte o zat bir kitap yazmıştı. İlk çıktığında bir hayli konuşuldu da. “Hayır Diyebilen Bir Türkiye” istiyordu orada.

Davos’ta bu gerçekleşti işte. Ama “evet” demeye o kadar alışmıştı ki bizim “monşerler”, bu “hayır”a da “hayır” dediler.

Sayfalar