Geçtiğimiz günlerde Mustafa Koyuncu ile ilgili bir hatıramı paylaşmış, yazıya “Hocanın Örnek Hareketine Bak!” başlığını koymuştum. Yazının altına Seyfullah Pak kardeşimiz bir yorum yazmış. Doğrusu bu yorum beni yıllar öncesine götürdü; üzerinde yeniden düşünmeme vesile oldu.
Şöyle diyordu:
“Bütün mesele de bu ya hocam; hocalar olarak örnek olmaya kalktık, işleri berbat ettik. Tabii ben çok örnek olmaya da çalışmadım hayatımda; ne isem o olmaya çalıştım. Bundan dolayı da bir tarafa itildiğim çok olmuştur.”
Bu sözleri okuyunca kendi kendime sordum: Acaba burada kastedilen nedir?
Hocaların insanlara örnek olmaya çalışmaları mı eleştiriliyor? Eğer öyleyse buna ne akıl ne de din açısından katılmak mümkündür. Çünkü din görevlisinin, öğretmenin, davetçinin ve mürşidin örnek olması zaten vazifesidir. Kur’ân’ın ifadesiyle “üsve-i hasene” olma gayreti, bu mesleğin tabii bir gereğidir.
Yok, eğer söylenmek istenen; örnek olamadığı hâlde kendisini örnek gibi göstermeye çalışan kimselerse, buna elbette itiraz edilir. Fakat bazı kimselerin yanlış tavırları sebebiyle örnek insan olma idealini terk etmek doğru olmaz. Bir pire için yorgan yakılmaz.
Asıl dikkatimi çeken ise, bu yorumun satır aralarında yıllardır duyduğumuz başka bir kanaatin izlerini görmem oldu. Sanki şöyle deniliyordu:
“İmam Hatiplerde meslek dersi öğretmenleri pek sevilmez; buna karşılık diğer branş öğretmenleri daha çok sevilir.”
Bu kanaat yıllardır konuşulur. Abartıldığı yerler vardır ama tamamen asılsız da değildir. Peki, neden böyledir?
Bu soruya geçmeden önce yıllar öncesinden bir hatıramı anlatayım.
Sanırım 1977 yılıydı. Kayseri Yüksek İslâm Enstitüsünde talebeydim. Bir gün İmam Hatip Lisesine gitmiştim. Kapıda nöbetçi öğrenci kim olduğumu sordu. Kendimi tanıtınca tebessüm ederek şöyle dedi:
— “Aman abi, sen de bizim meslekçi hocalar gibi olacaksan hiç olma!”
Ben gülmüştüm. Çünkü ben de bir İmam Hatip mezunuydum ve bu duygular bana hiç yabancı değildi.
Peki, neden böyleydi?
Bu meseleyi hatıralarımda uzun uzun değerlendirdim. Çünkü yalnız o öğrenci değil, yıllar sonra benim öğrencilerim arasında da aynı kanaati taşıyanlar oldu. Hatta kimilerine göre ben de “sevilmeyen meslekçi hocalardan” biriydim.
Uzun uzun düşündüm. Sebepler çoktur; ben burada sadece birkaçına işaret etmek istiyorum.
Öğrenci açısından bakıldığında mesele biraz farklıydı. Meslek dersi dışındaki öğretmenlerden din, iman, ahlâk ve dava şuuru beklenmezdi. Buna rağmen onların bu değerlere yakınlık göstermeleri öğrencileri fazlasıyla sevindirirdi. Çünkü o yıllarda İmam Hatip okulları ve mensupları kendilerini çoğu zaman dışlanmış hissediyordu. Küçük bir ilgi ve samimiyet bile büyük bir sevgiyle karşılık buluyordu.
Meslek dersi öğretmenleri ise öğrencilere farklı gözle bakardı. Onlar için öğrenciler sadece sınıftaki birer isim değildi; adeta kendi evlatlarıydı.
Bir baba evladının iyi yetişmesini ister. Bunun için gerektiğinde uyarır, takip eder, disiplin uygular, hata gördüğünde müdahale eder. Çünkü sevgisi yüzünden ihmalkâr davranamaz.
Meslek dersi öğretmenlerinin önemli bir kısmı da öğrencilerine böyle bakıyordu. Onların iyi yetişmesini, ilim sahibi olmasını, dinine ve milletine faydalı insanlar hâline gelmesini istiyorlardı. Bunun için bazen sert uyarıyor, bazen eksiklerini tamamlamaya çalışıyor, bazen de acı gelebilecek sözler söyleyebiliyorlardı.
Öğrenci bunun arkasındaki sevgiyi görebildiğinde teşekkür ediyordu; göremediğinde ise, “Bize çok sert davranıyorlar.” diye düşünüyordu. İşte mesele de mesafe de çoğu zaman burada başlıyordu.
Ben de öğrencilerimi çok severdim. Her birinin ilim sahibi, şuurlu, fedakâr insanlar olarak yetişmesini isterdim. Bunun için derslerimi ciddiye alır, müfredatı eksiksiz öğretmeye çalışırdım. Çünkü o kitaplarda anlatılan bilgilerin gerekli ve doğru olduğuna inanıyordum.
Elbette çalışmayan öğrenciyi uyarır, gerektiğinde düşük not da verirdim. O yıllarda sınıfta bırakmak zaten neredeyse mümkün değildi. Ben zayıf not verirdim; öğrenci çoğu zaman ikmal sınavında geçerdi. Çünkü komisyonda ben bulunmazdım(!)
Beni anlayan öğrenciler:
— “Allah razı olsun hocam, bizim için çırpınıyor.” Derdi.
Anlayamayanlar ise:
— “Bıraktın da ne oldu?” Diye sitem ederdi.
Ben ise vazifemi yapmanın huzuruyla hareket ederdim. Çünkü bana göre öğretmenin görevi öğrenciyi memnun etmekten önce onu hayata hazırlamaktır. İyi yetişmeyen nesiller, başkalarının fikir ve kültür hâkimiyetine daha kolay teslim olurlar. Bu yüzden İslam Dünyasında görülür veya görülmez işgaller devam eder gider. Bu sömürü düzeninden kurtulmak için gerçek öğretmen bazen alkışlanmayı değil, sorumluluğunu tercih etmek zorundadır. Yoksa herkese istediği notu vererek ders işlemeden yan gelip yatan çok sevgili (!) öğretmenler konumuz değil.
Hayatım boyunca duyduğum en güzel cümlelerden biri de bir öğrencimin söylediği şu söz olmuştur:
“Cemal Nar, sınıfta bıraksa da sevilen öğretmendir.”
Bu söz benim için büyük bir mükâfattı. Demek ki bizi anlayanlar da vardı.
Nitekim İslâm dünyasının meselelerini konuştuğumuz, dertleştiğimiz, sınıfta sessizce birlikte ağladığımız nice öğrencilerimiz oldu. Ders sadece bilgi değildi; aynı zamanda bir idealin, bir sorumluluğun ve bir davanın konuşulduğu bir mektepti.
Elbette bazen farkında olmadan kırmış, üzmüş olabiliriz öğrencilerimizi. Fakat niyetimiz hiçbir zaman incitmek değil; iyi yetişmiş insanlar kazanmaktı. Bu niyetimizi düşünerek haklarını helal ederler inşallah.
Seyfullah Pak kardeşimizin yorumu bana bu eski hatıraları yeniden düşündürdü. Kendisine bu vesileyle teşekkür ederim. İnsan, yaşadığı tecrübeler kadar hüküm verir. Aynı öğretmeni biri sert, diğeri şefkatli olarak hatırlayabilir. Aradan yıllar geçince anlarız ki, bizi en çok zorlayanlar çoğu zaman bize en çok emek verenler olmuştur.
Öğretmenin vazifesi sadece sevilen kişi olmak değildir; faydalı insan yetiştirmektir. Sevilmek güzel bir kazançtır; fakat doğruyu öğretmek daha büyük bir sorumluluktur.
Mevlânâ'nın şu sözü bu gerçeği ne güzel ifade eder:
“Denizi boşaltsan, testi ancak hacmi kadarını alır.”
Herkes hakikatten, gönlünün ve idrakinin alabildiği kadar nasiplenir.
Rabbimiz, bizlere hem örnek olabilmeyi hem de örnek insanların kıymetini bilmeyi nasip eylesin.
