Ben dünya sınavıma bu zamanda seçilmişim. Bu bir kaderdir. Bunda benim iradem yoktur. Nerede, ne zaman, hangi ırk, renk, dil ve coğrafyada, hangi ana babadan dünyaya geleceğim konusunda yüce yaratıcım bana bir fikrimi sormadı, tercihimi almadı. Bu konularda iradem, tercihim, isteğim asla söz konusu değildir.
Hatta boyum posum, yakışıklı veya çirkin sağlıklı veya sağlıksız, akıllı veya deli oluşum da aynen öyledir. Dünyaya gelene kadar hiçbir dahlim yok. Bir yere kadar çevrem, çocukluğum, eğitimim de öyle.
İmtihan dünyasında soruları yaratıcı soruyor. Zamanı zemini, şartları o belirliyor. İmkânları veya kısıtlamalar da ondan. Fakat değerlendirmeyi de o yapıyor. Öğretmenin öğretmediği konulardan soru sormaması gibi, o da değerlendirmesini bütün bu zaman, zemin, şartlar, imkânlar, vergiler ve verilere göre yapıyor. Değerlendirme de özel yani. Kişiye göre değişiyor. Her nimet sorguya dâhil. Herkes kendi çapında değerlendiriliyor.
Buraya kadar kader. Buraya kadar olanlar insana ne üstünlük sağlar, ne değerini düşürür. Kimse elinde olmayan, iradesi bulunmayan konularda suçlanamaz, aşağılanamaz, yüceltilemez. İmtihan böyle adil başlıyor.
Bazı sorular vardır, akla gelir ama akıllı mantıklı değildir. Mesela ben niye bu çağda doğdum?
- Ne isterdin?
- Mesela asrı saadette doğsaydım?
- Niye?
- Daha iyi Müslüman olurdum.
- Ya Ebu cehil, Ebu Lehep olma ihtimal? Onlar da o çağda idi.
- Allah korusun!
- Öyleyse Allah Teâlâ’nın taksimine razı ol.
Soruları uzatabiliriz; mesela ben Maraş’ta doğdum. Bir köyünde. Mekke’de veya Medine’de doğsaydım gibi. Mesela zengin bir ana babadan dünyaya gelseydim gibi.
Her birine ayrı makul ve mantıklı cevaplar var. Ama en iyisi Koca Velinin sözleri:
Sen Hakk’a tevekkül kıl,
Teslim ol rahat bul,
Her işine râzı ol,
Mevlâ görelim neyler,
Neylerse güzel eyler.
Deme niçin şu şöyle,
Yerindedir ol öyle,
Bak sonunu seyreyle,
Mevlâ görelim neyler,
Neylerse güzel eyler.
