Evet; malda ve mülkte, yani devlet ve iktidarda dünyevi ve uhrevi kâr da vardır, zarar da. Mal ve mülk; yerine ve adamına göre hem iyi hem de kötü olabilir. Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Her ümmetin bir fitnesi vardır. Benim ümmetimin fitnesi de maldır.”[1]
Fitne; bilinen manasının yanında denemek, sınamak ve imtihan etmek anlamına da gelir. İnsan kazanırken de elinde tutarken de harcarken de imtihandadır. Bakalım helal ve meşru yollardan mı yoksa haramdan mı kazandı? Elinde tutarken tavrı, huyu ve bakış açısı neydi? Harcarken meşru yollara mı harcadı yoksa haram yollarda israf mı etti? Bunların hepsinden hesaba çekilecektir insan.
Malı yanlış yerden kazanan, yanlış yere sarf eden ve hak sahiplerine haklarını vermeyip onu gurur ve kibirle biriktirenler, Allah’ın vermiş olduğu mal ve mülk nimetlerini zayi etmiş olurlar. Cenâb-ı Hak, böylesi gafillerin feci akıbetini ayet-i kerimede şöyle beyan buyurur:
“…Altın ve gümüşü yığıp da onları Allah yolunda harcamayanlar yok mu, işte onlara elem verici bir azabı müjdele! (Bu paralar) cehennem ateşinde kızdırılıp bunlarla onların alınları, yanları ve sırtları dağlanacağı gün (onlara denilir ki): «İşte bu, kendiniz için biriktirdiğiniz servettir. Artık yığmakta olduğunuz şeylerin (azabını) tadın!»”[2]
Öyleyse bu fitneden ve onun ateşinden kendini korumak çok önemlidir. Evrende hiçbir şey abes yaratılmamıştır; muhakkak bir hikmeti, bir faydası vardır. Yılan ve akrep gibi hayvanlar da böyledir: Onlar zehir de taşır, panzehir de... Fakat panzehir nasıl çıkarılır bilmeyen insanlar, kendi selametleri için o zehirli hayvanlardan uzak durmalıdır. Bu işi bilenlerin onları tutması cahilleri aldatmamalıdır; yoksa hayatlarından olurlar.
Evet, malda birçok hayır ve şer kapısı birlikte vardır. İyi kullananlar hayrına nail olur, kötü kullananlar ise şerrine kapılıp fitneye düşerler. Bundan dolayı Resûlullah (s.a.v.) iyi insanlar için malı övmüş, kötü insanları da onun şerrinden sakındırmıştır. Bunu anlamak ve uygulamada başarılı olmak bilgi ister, iman ve iyi niyet ister. Malın sebep olduğu kötü huylardan kurtulmak ise sabır, sebat ve azim ister.
Mal karşısında şunları iyi düşünmemiz gerekir:
• Acaba malın maksadı nedir? Niçin vardır ve hangi gaye için yaratılmıştır?
• Bu malın kazanılması helal yoldan mıdır, yoksa ona haram bir durum karışmış mıdır?
• Helal yoldan gelmişse bile harcaması nasıldır? Haram yerlere harcanmış mıdır; gereksiz harcamalar ve israf var mıdır?
• Zekâtı veya hakkı verilmiş midir? İhtiyaçtan fazla olan miktardan çevredeki muhtaçlara aktarılıyor mudur?
• İyilik ve yardım yaparken niyet halis midir? Maksat sadece Allah rızası mıdır, yoksa hürmet ve hizmet beklentisi mi vardır? İyilikler minnet edilip başa kakılmakta mıdır?
• Mal hırsı kontrol edilebiliyor mu? Kalpte maldan dolayı bir gurur, kibir, enaniyet ve yoksulları hor görme var mıdır?
Daha nice sorular, sorular, sorular... Asıl soruların bütün dehşetiyle yarın ahiretteki büyük sorgulamada olacağını bilip bu dünyada gerekli muhasebeyi yapmak icap eder.
Malı kazanırken de tutarken ya da harcarken de bunu sadece Allahu Teâlâ'ya itaat etmek ve İslam’a hizmet edecek bir güç kazanmak niyetiyle yapmalıdır. İhtiyaçtan fazlası ise “ak akçe kara gün içindir” atasözü gereği iktisat edilerek bir kenara konabilir.
Bundan dolayıdır ki zahitlik varlık ya da yokluk ile ölçülmez. Zahitlik; ne kadar çok olursa olsun malı ve sevgisini kalbe koymamaktır. Öbür yandan bütün dünyayı isteyen bir hırsla içi dolu olan bir yoksul ise özünde dünyacı sayılır.
[1] Tirmizî, Zühd, 26.
[2] Tevbe Sûresi, 34-35
