
Necip abi doğru sözlü dürüst bir insandır. İçi dışı bir olan ve duygularını saklamayan birisidir. Hoşuna gitmeyen veya fikirlerine ters düşen hallerde eleştirmekten hiç çekilmez. Eleştirirken üslubu biraz serttir. Bazı insanlar bu sertliğe tahammül edemeyerek incinebilir. Ancak Necip abimiz için asıl olan doğru olandır ve bunun ifadesi mutlaka gereklidir Ötesine tahammülü yoktur.
Muhterem Necip Nurdoğan abimiz aynı zamanda baba dostumuzdur. Yaşça bizden hayli büyük olmasına rağmen en çok görüşüp sohbet ettiğimiz insanlar arasındadır. Kendisi orman dairesinden emekli bir muhasebecidir. Memuriyetin verdiği bir vakar ve ağırbaşlılığı her zaman muhafaza eder. Gayet güzel ve ciddi giyinir. Arkadaşlarının arasında saygın bir yeri vardır. Nitekim Milli Selamet Partisi'nden il meclisi seçimlerinde çoğu zaman kendisi aday gösterilir.
Necip abi doğru sözlü dürüst bir insandır. İçi dışı bir olan ve duygularını saklamayan birisidir. Hoşuna gitmeyen veya fikirlerine ters düşen hallerde eleştirmekten hiç çekilmez. Eleştirirken üslubu biraz serttir. Bazı insanlar bu sertliğe tahammül edemeyerek incinebilir. Ancak Necip abimiz için asıl olan doğru olandır ve bunun ifadesi mutlaka gereklidir Ötesine tahammülü yoktur.
Soğuk Oluk İstiyorlarmış
Onun bu karakterini yansıtan bir olayı ayrıntıları ile “Hüseyin Avan” hocayı anlatırken yazmıştım. Kısaca hatırlatayım.
Bu hocam ve iki yoldaşı CHP tarafından mahkemeye verilmiş ve ceza almışlardı. Kara kara düşünürken Allah Teala bir yol açtı. Yargıtay’da dava bozuldu. Gerisi şöyle:
“Gerçekten de dava önce bozuldu. Sonra yeniden yargılandılar ve beraat ettiler. O yaz Mehmet abi köyümüze gelince arkadaşlara durumdan bahsettim. İlle bu efendiyi görüp teşekkür edelim dediler ve Andırın’dan bir ekip geldiler. Bakırcı, Kadir Ahmet, Mustafa Zengin, Necip Nurdoğan abi, müftü efendi falan. Mehmet abiyle sohbet ettiler. Tekrar teşekkür ettiler.
Fakat umulmadık bir şey oldu. Mehmet abi dedi ki:
- Arkadaşlar, bu iş henüz bitmedi.
- Yani?
- Adamların başka istekleri de vardı.
- Ne gibi?
- Bir de Soğuk Oluk istiyorlar. Ben bunu Hocaya diyemedim ama sizin adınıza söz verdim.
- Olur mu öyle şey? Her şey oldubitti kardeşim!
- Siz bilirsiniz. Arada Cemal Hoca var. Gerekirse külfeti ben çekerim, ama sözümüzden dönemeyiz. Bizim bu adamlara her zaman işimiz düşer.
O zaman arkadaşlar bir münakaşaya girdiler. Hele Necip abi asla susmuyordu. “Böyle bir çirkin işe biz para veremeyiz” diyordu. Bazıları da “Ne yapalım. Üç tane dava arkadaşımız. Üç tane hocamız. Bunların kurtulması için her şeyi yapmamız gerekir. Rüşvet de haramdı ama verdik. Ha rüşvet, ha Soğuk Oluk” diyordu. Baktım, babam da onları destekliyordu.
İçimden gülmeye başladım. Aslında böyle bir istek falan yoktu ama benim Hüseyin Hocama yaptığımın benzerini şimdi Mehmet abi yapıyordu. İşin gırgırındaydı ve tadını çıkarıyordu. Epey sonra herkes de bunu anlayınca bayağı güldük.”
Siyasette Doğru Söz
Aslında zamane siyasetçilerine bu hal pek gitmez. Onların daha yumuşak bir üslup ile elastiki olmaları, yanlışları kızmadan sabırla düzeltmeye çalışmaları, müsamaha ve hoşgörüyü esas alıp muhatabı iknaya çalışmaları, olmazsa ille kendi fikrimize getirme yerine, “eh, ben böyle düşünüyorum. Bence doğrusu bu” diyerek tartışmayı kırmadan bitirmeleri, her halükarda ilişkiyi koparmamaları gerekir.
Buna rağmen neden siyasette hep istenen adamdır?
Bunun cevabı yukarıda anlattığımız güzel ahlakı ve dürüst tavrı ile beraber sanırım gerek yaşının olgunluğu, gerekse devletin çalışma tarzını bilme birikiminden dolayıdır. Bu yüzden bu tür görevler çoğunlukla kendisine emanet edilir.
Necip abimiz İslam konusunda gerçekten hassastır. Evlatlarını da öyle yetiştirmeye çalışmıştır. Benim için iyi bir insan, iyi bir sohbet arkadaşı olmaktan öte, aynı zamanda baba dostu olması açısından da daha çok hürmete şayan birisidir. Nitekim onunla ilişkilerimizde hep sevgi ve saygı vardır. Kendisi de sağ olsun bizi çok sever. Evladı yaşında olmamıza rağmen bize bir hoca efendi sıfatını layık görerek saygı gösterir.
Necip Abinin Esprisi
Onun siyasetteki gayretini göstermesi bakımından bir hatıramızı analım. Kamil Aydoğan Hocanın hatıralarını yazarken orada anlatmıştık ama yeridir, burada da tekrar edelim.
Evet, Kamil Aydoğan Hocanın düğününü yapıyoruz. Kafile halinde Andırın’dan gelini alarak Maraş’a getirdik. Babasının evinde oturup neşeyle konuşurken önümüze tabak tabak kabarcık üzümü kondu. Müthiş bir görünümü vardı mübareğin. Ben iştahla birkaç hetif almıştım ki, tam karşımda oturan Necip Nurdoğan abi üzüme bakarak, “Maşallah, ne güzel bir nimet! Tam selametçi ağzına layık!” demesin mi?
Orada bile partisini düşünen bu dava adamının sözüne herkes gibi ben de güleyim derken, ağzımdaki iri hetif genzime kaçmasın mı? Çocuk gibi burnumun akmasına mı yanayım, çıkarmak için burnumu sıkıştırmama rağmen çıkmamasına mı yanayım, gülmemin yarıda kalmasına mı yanayım bilemedim.
Maraş Hayatı
Bu abimiz yıllar sonra kış aylarında Kahramanmaraş'ta kalmaya başladı. Genellikle namazlarını Hazreti Yunus Camii'nde kılardı. Battal Bozkurt hocam da oralara yakın bir yere taşındı. Yine aslen Andırın'lı olan bizden emekli meslek dersleri öğretmeni Süleyman Kayıran hocam ile bunlar namaz vakitlerinde camide cemaat olur, birleşirlerdi. Ben de namazlarımı orada kıldığımda genellikle onları görür ve sohbetlerinden mutlu olurdum.
Allah rızası için sevdiğim bu insanların muhabbetinden yarın ahirette inşallah büyük sevaplar elde edeceğimi düşünür, sevinirim. Çünkü bu din Allah için sevmek ve Allah için buğz etmekten başka bir şey değildir. Necip Nurdoğan abide de bu duygular ziyadesiyle vardır.
Bu yazıyı yazarken sağ idi. Şimdi tashih edip yeniden yayınlarken vefat etmişti. Allah Tealadan rahmet dileriz. Ruhunu şad, makamını cennet eylesin.
