Kıskançlık

Kıskançlığın, gayretin de bir haddi hududu vardır. Belki o sınır içinde kalırsa, hoştur, tatlıdır, yeni heyecanlar yaşatır insana. Nitekim Sevgili Peygamberimiz (sav) Efendimizin, Sad b. Ubade’nin şu sözüne karşılık söyledikleri vardır:

“Eğer bir adamı eşimle birlikte görürsem, onu kılıcımla paralarım.”

Sad’ın bu sözünden haberdar olan Hz. Peygamberimiz (a.s.m) ashabına hitaben şöyle buyurdu:

“Siz Sad’ın şu gayretine mi şaşırıyorsunuz? Vallahi ben ondan daha gayretliyim, Allah ise benden daha gayretlidir. Allah, bu gayreti yüzündendir ki, gizli, açık her türlü hayâsızlığı haram kılmıştır. Allah’tan daha fazla tövbeden hoşlanan kimse yoktur. Bu sebepledir ki, müjdeleyici ve uyarıcıları göndermiştir. Yine Allah’tan daha fazla övgüden hoşlanan kimse yoktur. Cenneti vaad etmesinin nedeni budur.”[1]

Allah’ın bir isimi de kıskanç anlamına “Gayûr”dur. Bütün peygamberlerde ve takvalı insanlarda kıskançlık vardır. Erkeğin, eşinin güzelliğini, kadınca hal ve hareketlerini ve cinsel hayatını kendisine tahsis etmesini istemesi, bu hususları başka bir erkekle paylaşmak istememesi gayrettir, kıskançlıktır. Aksine bir durumu gördüğü veya tahmin ettiği veyahut da hissettiği zaman bu, onun gayretine dokunur, tepkisine sebep olur, buna sebep olanları meşru bir şekilde cezalandırmayı düşünür. Gayretine dokunmak, kıskançlık duygusunu harekete geçirmektir.

Erkek, eşini kıskandığı gibi, aynı şekilde kadın da eşini kıskanır. Ancak her konuda olduğu gibi eşler arası kıskançlığın da bir ölçüsü ve dengesi olmalıdır. İnsanda öfke kuvvetinin varlığı, onun kendi canını, ailesini, malını, korumaya yöneliktir. Kıskançlık duygusunun veriliş gayesi, eşlerin birbirlerinin iffetini korumak, evlilikten doğan karşılıklı aidiyet olgusunun aziz hatırasını el üstünde tutmak gibi hususlardır. Eğer bu duygu aşırı derecede kullanılmaya kalkışılırsa, zulüm olur. Yüce Yaratıcının verdiği, hikmet dolu bu kıskançlık duygusu, kendi meşru sınırları içerisinde kaldığı sürece iyidir. Bu sınır, Kur’an ve sünnetin belirlediği sınırdır. Bu sınırın altında kalanlar, gayretsizlik damgasını yedikleri gibi, sınırın dışına çıkanlar da şüpheci damgasını yemeye mahkûm olurlar.

Ne var ki çok kuvvetli emareler olmadığı sürece eşlerin birbirinden şüphelenmeleri, onları ruh hastası tanımına sokabilir. Bunun dille söylenmesi çok itici, çok kırıcı, dolayısıyla çok tehlikeli olabilir. Bu gibiler, Kur’an-ı Kerim'e yasaklar listesine alınan “suizan” ve “tecessüs” suçundan yargılanacaklardır. Evet, ifrat veya tefritteki aşırı ve uçuk huy ve hareketler, insanlara felaket getirirler. Her şeyin orta yollu, dengeli ve mutedil olanı makbuldür. Uçlarda yaşamak, yani uçurum kenarında dolaşmak çok tehlikelidir.

[1] Buharî, Tevhit, 12.