Mustafa Işık
Köyümüzde sessiz ve sakin on beş yıl geçiren bu âlim ve âbid insan, oradan ayrılırken gizli gizli yetiştirdiği ve "Dussuz Hoca" diye maruf Mustafa Işık merhumu ilim olarak yerine bırakmıştır. Okumayı askerlikte öğrenen ve bu becerisinden ötürü devlet tarafından "eğitmen" olarak Hartlap İlkokuluna görevlendirilen Mustafa Işık, namı diğer Dussuz Hoca, aslen Dereboğazı köyündendir.
Kabiliyetli bir insandır. Arada bir dere olan Hartlap’a her gelişinde, muallim efendiye eğitim ve yazışmalar için durmadan lügat veya bazı kaideler sorar; imlada doğruyu yanlışı öğrenmeye çalışır. Hoca Efendi bir gün ona şöyle der:
- Bu böyle olmaz. Eğer bir şeyler öğrenmek istiyorsan, temelden başlamalıyız.
- Tamam, ben talibim Hoca Efendi, der o da.
Böylece başlarlar Arapçayı ve İslami ilimleri gizlice okuyup öğrenmeye. Yıllarca devam eder bu çaba. Nihayet Dussuz Hoca, o yöre insanlarına, oradan ayrılan hocasından kalan büyük bir ikram olur. Şimdi isterseniz bu hoca efendinin hayatını biraz daha yakından görelim.
Dussuz Hoca’nın Hayatı
Mustafa Işık hocamız 1925 yılında Kahramanmaraş’ın Dereboğazı köyünde doğmuş. Askerliğini bitirdikten sonra Hartlap İlkokulunda "eğitmen" olarak çalışmış. Orada öğretmenlik yapan Darendeli Abdullah Efendi’den Arapça ve İslami ilimlerde dersler aldığını daha önce görmüştük. Hocasının hocası olan Müftü Hafız Ali Efendi’nin sohbetlerine katılmış.
Dussuz Hoca kırmızı benizli, güzel yüzlü, tatlı dilli, "güleç" bir adamdır. Eğitmenlikten emekli olunca evine yakın bir camide imamlık yapmış. Küçük bir bakkal dükkânı varmış; onun geliri ile hem evini geçindirir hem de çocuk okuturmuş. Kuran okutmanın bile yasak olduğu yıllarda her şeyi göze alarak Maraş’ın batı köylerinden, Andırın, Kadirli ve Kozan bölgelerinden gelen talebelere köyünde belli bir seviyeye kadar Arapça ve İslami ilimlerde dersler vermiş. Aynı zamanda sürekli halkı vaaz ve sohbetleriyle irşat etmeye çalışmıştır. Eğitmen olduğu için devletin ona biraz müsamahakâr davrandığını zannederim.
Ömrünün son iki yılında kanserle mücadele etmiş; bu hastalığını hanımı dâhil kimseye bildirmemiş. Rahatsızlığının farkına varan dostlarından birinin zorlamasıyla Maraş’ta "Karpuz" lakabıyla bilinen doktora gitmiş. O da ısrarla tedavi için Ankara’ya gitmesini söylemiş. Anlaşılan hastalığı çok ciddidir. 1964 yılında Ankara’da hastanede vefat eden hocanın cenazesi Maraş’a getirilmiş ve Dereboğazı köyü mezarlığına defnedilmiştir.[1]
Dussuz Hoca’nın İlmi
Dussuz Hoca merhumun, Darendeli Abdullah Efendi’den Arapçadan neler okuduğunu, İslami ilimlerden hangi dersleri aldığını tam olarak bilmiyoruz. Domur Hocam, Dussuz Hoca’nın talebesidir; ondan bu konuları sorup soruşturdum.[2]
Aldığım bilgilere göre Dussuz Hoca orta seviyede Arapça bilir. Kendilerine sarf ve nahvin yanında fıkıh ilminden Nuru’l-İzah kitabını okuturmuş. Bazen Arapça tefsir okuduğunu da söylerdi ama kitabın adını hatırlamıyordu. Domur Hocam’ın dediğine göre ilmihal bilgilerinin yanında Risale-i Nur gibi, Şibli’nin Asr-ı Saadet’i gibi değişik eserler de mütalaa edermiş.
Onun sohbetlerinin önemli bir kaynağı Risale-i Nurlar'dır. Onlarla çok meşgul olurmuş. Oradaki hakikatler seviyelerine göre anlatılınca hem köylülere hem de okumuş cahil (!) memurlara çok tesir ederdi. Bu bilgiyi bizzat Domur Hocam’dan aldım. Ben de küçük yaşıma rağmen sohbetlerini zevkle dinlediğimi hatırlıyorum. Babama Risalelerden Küçük Sözler’i hediye etmesi boşuna değil demek ki! Bu asri eserlerle muhatabını rahatça ikna eder, dolayısıyla sevilir ve sayılırdı. Şehirden gelen okur-yazarlar onun sohbetini çok severdi. Çağdaş bazı kavram ve ilimleri bir köy hocasından duymak, bilmedikleri veya tereddüt ettikleri şeyleri ondan öğrenmek adamları müthiş etkilerdi. Öyle ya, medenilere galebe ikna iledir; onlar da tatmin oldukça hayran kalırlardı.
Yaşar Gülaçtı Hoca, hayat hikâyesini kaleme aldığı bir yazısında şöyle demektedir:
“1962 yılında yine komşu köy olan Dereboğazı köyündeki Tuzsuz Hoca ismi ile maruf (merhum) Mustafa Işık Hoca Efendi’nin açtığı medreseye girdim. Bu medresede hoca efendinin yardımcısı olan Mehmet Erçoban Hoca Efendi’den üç yıl boyunca sarf ve nahiv dersleri aldım. Üç yılın sonunda (İzzi, Merah, Avâmil, İzhar, Kâfiye ve Mollacâmî gibi) kitapları okuyarak âdeta ezberledim.”[3]
[1] Bkz. <-block _nghost-ng-c3650923447="" class="ng-star-inserted">http://www.hikayeler.net/yazilar/yazi-yazici.asp?id=20099. Ayrıca hayatını Tanıdığım Maraşlı Hocalar 1 kitabımda yazdım. Sitemizde de bilgi vardır: <-block _nghost-ng-c3650923447="" class="ng-star-inserted">https://www.cemalnar.com.tr/dostlar/mustafa-isik-hoca-efendi-dussuz-hoca (erişim: 14.07.2026).
[2] Daha sonra Domur Hoca kitabımızı yazdık; daha fazla bilgi oradadır.
[3] <-block _nghost-ng-c3650923447="" class="ng-star-inserted">http://yasargulacti.com/tercumei-hal-veya-ozgecmis-2/
