Durna Mehmet Emmim

Dedeme gelmeden önce küçük kardeşi Durna Mehmet’i anayım. Rahmetli biraz sert mizaçlıydı ama çok dindardı. Hocaları sever, vaaz ve sohbetleri dinlemekten zevk alırdı. Camiye ve cemaate düşkün birisiydi. Hoca olmazsa ezanı o okurdu. O olmazsa Tavukçu Ali Emmi okurdu. Ezan okuma hususunda bu ikisi arasında tatlı bir rekabet vardı.

Fakat Mehmet emmim daha yaşlıydı. Ali emmi ise iri yarı birisiydi; zamanında iyi güreşir, namlı bir pehlivanmış. Ancak büyüğüne saygısından öne geçmezdi.

Köyümüzün bir öğretmeni vardı: Kazım Efendi. Dindar da bir anası vardı. Biz vaaz ederken camiye yakın evinden yola çıkar oturur, sesin geldiği taraftan vaazı dinlerdi. Akıllı, olgun bir kadındı.

Fakat bizim Kazım hoca tam tersine çok şakacı, muzip birisiydi. Camide oturan yaşlıları birbiriyle çatıştırmaktan ve etrafındakileri güldürmekten zevk alırdı. İşte onlardan biri: Tavukçu Ali emmiye diyor ki:

—“Durna Mehmet varken korkar, ezan okuyamazsın; mikrofonun yanına bile yaklaşamazsın.”

O da:

—“Ben kimseden korkmam, istesem okurum,” diyor.

Hatta bir gün kışkırtmalara dayanamayan Ali emmi, “Nasıl okuyamam? Okuyayım da gör!” diyerek mikrofonun başında nöbet bekledi. Emmim geldi, şöyle bir durdu, ters ters baktı ama daha fazla bir şey de yapmadı.

Kazım Öğretmen geçenlerde hacca gidiyordu. Acaba şaka olsun diye köylüleri birbirine kışkırtmasının ve gücendirmesinin helalliğini ölenlerden nasıl alacak? Allah hepimizin taksiratını af eylesin.

Durna Mehmet emmim, lider tipli bir insandı. Dirayetli, ağırbaşlı, ciddi, icabında çabuk öfkelenen sinirli bir hali vardı. Bu huy sanki sülalenin genlerinde vardı. Maalesef bende de var. Ne kadar gidermeye gayret etsem veya geldiğinde frenlemeye çalışsam da başaramadığım oluyor ve bu durum beni çok üzüyor.

Bu yüzden hayatta en çok ettiğim dua belki de şudur:

“Allah’ım, öfkemi al, sabır ver, tevazu ihsan et. Gurur, kibir ve kendini beğenmişlikten koru!”

Bu dirayetli ve lider yapısından ötürü çavuşluk yapardı. Yani yazın pamuk toplamaya işçi götürürdü. Köyümüzde bu işi yapanlara “çavuş” derlerdi. Çok yönlü kabiliyet isteyen, o zamanlar kârlı bir işti. Bu yüzden ve bir de genellikle hayvan alım satımından, alaveresinden dolayı emmimin hali vakti yerindeydi. Yaşlanınca bu işi “Karaoğlan” lakaplı oğlu Mehmet emmiye bıraktı. O da iyi para kazandı derler bu işten ama tutamadı maalesef elinde o parayı, iyi değerlendiremedi.

O emmimiz de ilginçtir. Eş dost canlısı, kalender meşrep, hısım akrabaya düşkün, şirin ama onurlu bir insandı. Bazı olumsuz arkadaşlarının zararını gördüyse de ahir ömründe namazlı niyazlı iyi bir insan oldu. Hayatının hitamı misk gibi olmuştur.

Bir bayram sabahı Şazi Bey Camisi’ne gider. Sabah namazını kılıp bayram namazı için oturur. Vaaz dinleyerek camide beklerken kalp krizinden vefat eder.

Süphanallah! Camide namazı kıl, ikinci bir namazı beklerken ve ilim dinlerken vefat et... Bu ne güzel ölümdür yahu! İmrenmemek elde değil. Cenazesinde umulmadık bir kalabalık vardı.

Allah Teâlâ cümlesine rahmet eylesin.