Dalgınlığın Bu Kadarı

Fakat önce şunu belirteyim; ben bunu bizzat kendisinden birkaç kez duydum ama kimseye anlatmıyordum “meclis emanet” diye. “Belki kendi aramızda konuşulur da, yabancılara anlatmaz” diyordum. Meğersem öyle değilmiş. Hem de en olmadık yerde en olmadık adamlara bizzat kendisi anlatmış bu yaman tiryaki hocamız. Nasıl mı?

Anlatayım. Rahmetli bacanağım Ahmet Efendi kasaptır, hac zamanı görevli olarak gider bazen. Bir sene yine gitmiş, hem kasaplık yapmış hem de haccını îfâ etmişti. Dönüşünde ziyaretine gittim. Laf lafı açtı. Meğerse başlarında hem görevli hoca, hem de “kasapbaşı” olarak bu hocamız varmış ve yolda onlara şunu da, başkalarını da anlatmış. Ben niye anlatmayayım ki? Ha, bu arada hakkında sağlığında bir yazı serisi yayınladım. O esnada bunun yayın iznini de aldım.

Şimdi kendi ağzından dinleyelim:

“Odamda akşam namazı kılıyordum. Anam içeri girdi. Samırdanıp duruyordu. ‘Gene gelinle dövüşük bu’ dedim içimden. Namazda olduğum için müdahale de edemezdim. Akşam akşam bir tatsızlık çıkmıştı galiba diye düşünerek üzüldüm.  Odadan çıktı, sonra demek işi var ki tekrar girdi. Hala samırdanıyordu. İçimden ‘bu sefer kavga büyük galiba!’ dedim. Bizim namaz zaten yeteri kadar yara almıştı. Merak etmekten kendimi alamadım, ‘ne diyor bu anam? Niye samırdanıyor acaba? diye iyice kulak verdim. Hay vermez olaydım, beynimden vurulmuşa döndüm.

Ne dese beğenirsiniz?

“Bu ocabatasıca sigarayı babası da içeridi amma hiç olmazsa namazda içmezdi.”

Yahu bir de baktım ki ağzımda sigara! Unutmuşum da öyle durmuşum namaza!”

“Ya ‘başkalarını da’ dediğin nedir?” demeyin efendim. Bu kadarı yeter. Gerisini ondan isteyin. “Cennette hurilerin omuzuna dayayarak içeceğim” dediği sigara canına okudu ve kalbini ameliyata soktu. “İnşallah şimdi içmiyorsundur” dedim, “Doktor günde bir kaçtanesine izin verdi” dedi yandan yandan bakarak. Anlaşıldı, doktora neler etmiştir ki o izni vermek zorunda bırakmıştır.

Biliyorsunuz, hocamız vefat etti. Vefatından az önce bana bir telefon etti. Ben içimden sevinç ve hayretle “hayırdır” derken, şen şakrak bir sele dedi ki: “Yahu hocam, hep sen beni arıyorsun, o güzel sevgi, saygı, sükür, teslimyet, tevekkül dolu sesinle bana pozitif enerjiler veriyorsun. Dedim bu sefer de ben onu arayayım ve birkaç gün sonra gelecek bayramını erken tebrik edeyim. Nasılsın canım ciğerim?”

Onun çok sevdiği cümleleri tekrar ettim: “İyiyim çok şükür, rahatım hamdolsun. Hürmet ve muhabbetlerimi sunarım”.

Bu son konuşmamız olduğunu nereden bilecektik! Hakkında geniş bir yazımızı sitemizde “Dostlar” bölümünde bulunabilir.

 https://www.cemalnar.com.tr/dostlar/mustafa-koyuncu-hoca-efendi