Faziletler Medeniyeti

Müthiş bir hikmet değil mi? Ekmeği bölüştürürken, az kısmını kendinin alması. Bir şeyi paylaştıranın en son payı alması. Suyu dağıtanın en son içmesi. Bunlar çocukken duyduğumuz nasihatlardı ve ikramı, yemek değil yedirmeyi, töhmetten kaçınmayı, dostluk için kalbi korumayı ve fedakârlık yapmayı, hak ve adalet değil, daha da üstünde bir fazilet olarak lütuf ve ikramı, kardeşi tercihi, kendini arkaya alma erdemini öğretiyordu.

Bugün bunları sistem bazında düşünsek, yeryüzünün en faziletli ülkesinin en mutlu ve bahtiyar insanları oluruz değil mi? “Medinei Fazıla”, bir başka deyişle “Faziletler Medeniyeti” böyle inşa edilirdi herhalde.

Acaba bu insanlar Allah Teâlâ’nın “Hoşgörülü davranmanız takvaya daha uygundur. Aranızda lütufkâr davranmayı unutmayın. Allah bütün yaptıklarınızı görmektedir.” (Bakara, 237) ayetini biliyorlar mıydı?

Şimdi bu ayetleri okurken çarpıldım adeta ve uzun uzun düşündüm, hüzünlendim, hatta yandım. Bize sunulan bunca muhteşem reçete elde iken bizim yok yere çektiğimiz acıya ne demeli?

Her şey ille de hak hukuk konusu yapılmamalıdır. Ne olur ki, biraz fedakârlık yapılarak çok rahatlıkla gönül alınabilir. Dostluklar sağlamlaştırılıp cemiyete barış ve huzur sunulabilir. Başkalarını da ilgilendiren acı davalar bir iyilik ve ikramla sımsıcak dostluklar ve unutulmaz hatıralar bırakarak sonsuz saadetlere vesile kılınabilir.

“Bir de aralarınızda iyilik yapmayı, birbirinize lütufkâr davranmayı unutmayın” diyor Rabbimiz. Yani aranızda nahoşluk olsa bile nihayet din kardeşlerisiniz, bir ayrılık, aykırılık oldu diye küpü küllüğü kırmanız gerekmez. Ayrılan karı kocalar, iş ortakları, dernek üyeleri, hizmet insanları vs. bundan sonra da iyilik, ikram, hoşgörü içinde yaşamaya devam edemezler mi? Neden olmasın? Bir mani mi var buna aşılması gereken nefisten başka?

Allah Teâlâ’nın her an kalbimizi, niyetlerimizi, söz ve işlerimizdeki gerçek amaçlarımızı bilmesi, buna göre bize bir değer ve karşılık vermesi, neden yeterli bir murakıp, bir gözetleyici ve bir yaptırıcı güç, bir müeyyide olamıyor? Bu mesele terbiyeden önce bir iman sorunu değil midir?

Hiç şüphesiz huzur ve saadetin arkasında temiz bir kalp, güzel bir ahlak, fazilet ve lütufkârlık, ikram ve îsar, yani kardeşi kendine tercih vardır. Zaten Allah Tealanın her emrine itaat ederek teslimiyet gösteren bir Müslümanın kalbinde huzur, vicdanında sekinet vardır. İçini dışını kaplayan bir rahmet ile gözleri ışıl ışıl mutluluğun zirvesindedir.””[1]

 

[1] Cemal Nar, Altınoluk Dergisi, Ocak, 2013, Sayı: 323, Sayfa: 028.