MUSTAFA ATICI HOCAM

Nitekim “Ölmeden evvel ölünüz” sırrına mazhar olmuştu. Emekli olunca iken cemiyetten ayrılmış ve bağ evinde inzivaya çekilmişti. Sanki evi mezarlığı gibiydi. Onu iki şey evinden çıkarıyordu: Camide okunan ezan ve camide Kur’an öğrenmek isteyen çocuklar.

Onun hakkında İmam Hatip Lisesi’ne gelinceye kadar çok bir şey duymamıştım. Beraber çalışmağa başladığımızda iki şeyi dikkatimi çekti hemen. Birisi muhteşem burnu, diğeri de olağanüstü nezaketi. Aman Allah’ım, insanı ezen ve ister istemez tevazu ve mahviyyete büründüren o alçakgönüllülük, o kibarlık, o nezaket, o tatlı dil, o tebessüm… İmrenmemek ve saygı duymamak mümkün değil.

Evet, tanıdığıma çok mutlu olduğum hocalardan birisi de Mehmet Atıcı Hocamdır. Nevi şahsına münhasır bu insanı tanımak diğerlerinden farklı idi. Zira onları az çok tanırdım veya duyardım. Bu saklı hazineyi hiç duymamışım. Uzun ince boyu, sakin ve yavaş hareketli bu adamın bende uyandırdığı hayretler durmadan artıyordu. Önce sükunet ve suhuletine, sonra yavaş yavaş konuşan tatlı diline ve güler yüzüne, sonra inanılmaz tevazusuna, sonra da hiç ummadığım ilmine hayretim artıyordu. Tabi o nisbette sevgim ve saygım artıyor, onu görmek bana mutluluk veriyordu.

Okuyan arkadaşlar olarak biz genellikle kooperatifte buluşurduk ve orada çok derin ilmi münakaşalar, münazaralar olur, yeni kitaplar tanıtılır, memleketin ilim ve irfan hareketleri söz konusu edilirdi. Fakat Mustafa Bey buralarda hiç yoktu. Günün birinde Yaşar Alpaslan ve Halil İslamoğlu’ndan onun okuyan birisi olduğunu duyduğumda ona karşı olan sevgim daha da arttı.

Bazıları onun evinde inek beslemesine takılırdı. Onun da sanırım “inek çok insandan hayırlıdır, faydalıdır” gibi bir sözü vardı. Ahmet Aslantürk’ün onu karikatürize edip resmini duvara asmasını da çok olgunlukla karşılamıştı. Sonra öğrencilerden duydumi dersini de çok güzel anlatırmış.

Bir gün tevazuuyla beni ezdi. Yalnız başıma oturuyordum. Hürmetle yaklaşarak bana dedi ki:

- Hangi kitapları okumamı tavsiye edersiniz?

- Aman Hocam, haddime mi size kitap tavsiye etmek?

- Estağfirullah, elbette edersiniz. Ben sizden yardım istiyorum.

- Madem ısrar ediyor ve yardım diyorsunuz, utanarak derim ki, sanırım Gazali’nin İhya’sını okumuşsunuzdur. Bediüzzaman Said Nursî’nin eserlerini de. Ama bunlar iki üç kere okumaya layıktırlar. Bunlardan sonra üç eser daha acizane ifade edebilirim: Elmalı Tefsiri, Tecridi Sarih, Kandehlevi’nin Hayatu’s Sahabesi. Asım Köksal’ın İslam Tarihini söylemeye gerek yok. Zaten haddimi aştığımı düşünerek haya ediyorum.

- Yok Hoca Efendi, çok iyi oldu. Evet, İhya’yı çok sevdim. Risaleleri de okudum. Söylediklerinizi de okurum inşallah.

Allah Allah, böyle tavazu bu memlekette, Darendeli Abdullah Efendiyi saymazsak, görülmüş iş değil yani. O günden sonra ona olan sevgi ve saygım daha da arttı. Halinden belli oluyordu ki, işinden sonra gereksiz vakit öldürmelerden uzaklaşarak bol bol okuyor ve ibadet ediyordu.

Ali Deniz beye dair hatıralarımı yazarken bir yerde Atıcı hocamın adı geçmişti. Şimdi hatırlayınca ister istemez tebessüm ettim. Ali bey daha ilk tanıştığımız gün burada kalmayı düşünmediğini, o yüzden evini getirmeyeceğini açıkça söylüyordu. Okulda bekâr kalıyor, kimseyle samimi olmuyor, gerekmedikçe odasından çıkmıyordu. Kimseyle yakın olmaması bizim alışık olmadığımız bir durumdu. Çok resmi davranması giderek temel fıkralarına dönüşüyordu.

Bunlardan birisinin, okulumuzun en terbiyeli öğretmenlerinden Mustafa Atıcı Bey ile ilgili olacağı kimin aklına gelir. Bir gün Atıcı hocamız, kapısını çalar, ceketinin düğmelerini iliklemiş ve saygıyla selamlamış olarak bir evrak getirir ve masasına saygıyla koyar. Bir adım geriye çekilerek imzalanmasını bekler. Ali Bey duruşunu beğenmez ve emsali yaştaki Hoca Efendiye:

- Üç adım geride durmalısınız, der.

Mustafa Bey sessizce üç adım geriye gider ve ceketinin düğmelerini çözerek önü açık olarak ayakta evrakın imzalanmasını bekler, sonra da alıp arkasını döner ve selamlamadan çıkar gider. Bunu anlatanlar güle güle kırılıyorlardı…

“Ölmeden evvel ölünüz” emrinin sırrına mazhar olan bu hocamız emekli olunca cemiyetten ayrılmış ve bağ evinde inzivaya çekilmişti. Sanki evi mezarlığı gibiydi. Onu iki şey evinden çıkarıyordu: Camide okunan ezan ve camide Kur’an öğrenmek isteyen çocuklar.

Sevgili Mustafa Atıcı Hocamıza hayırlı ömürler dileriz. Rabbim sağlık ve sıhhat içinde daima hidayet ve istikamette eylesin ve bizlere dua ettirsin.

Amin!