Maraş’ta yıllarca İmam Hatip Lisesinde öğretmenlik, muavinlik ve müdürlük yapmış Mustafa Koyuncu Hocamızı tanımayan veya adını duymayan az çıkar. Hele de öğretmen camiası bu abilerini çok iyi tanır. Mecliste kendine has üslubuyla konuşan, son derece hoş sohbet birisidir. Birisi çok konuşur da sıra kendine az gelirse nazlı nazlı kaşlarını çatar; “Yavrum dinleye dinleye dilimiz şişti yahu, biraz da biz konuşak heerif!” diyerek söze başlar.
İşte bu edemiz ilginç bir adamdır. Zaman zaman kendi garipliklerini de anlatır, meclisi gülmekten kırar geçirir. Şimdi anlattıklarım için henüz sağ iken iznini almıştım. Üstelik kalabalık içinde kendi ağzından kaç kere duyduğuma göre dedikodu sayılmaz inşallah.
Diyor ki:
“Hartlap İlicesine gittim. Baktım millet ya ıslanınca çok berbat görünen beyaz tumanla iliceye giriyor ya da çok kısa mayo ile... Onlara hem bir İmam Hatip Lisesi meslek dersleri öğretmeni olarak ders vereyim, hem güzel bir örnek olayım hem de içinden geçip de yapamayanları cesaretlendireyim diyerek bir peştamal aldım, iliceye vardım.
Kenarda güzelce soyundum ve peştamalimi belime sağlamca bağladım. Sonra bir molla edasıyla ağır ağır ilicenin içine inen merdivenlere yöneldim. Baktım bu arada bizim peştamal iyi dikkat çekmişti; çünkü herkes bana bakıyordu. İçimden bundan da memnun olarak merdivenleri indim, ayaklarımı sıcak suya değdirdim. Vücudum sıcaklığa alışsın diye merdivenin basamağına oturdum.
İçeride epeyce kalabalık vardı. Kimisi kenarda sadece başı dışarıda suya batmış olarak oturuyor, kimisi de ortada ya tumdurmaç oynuyor ya da ayakta durup laflıyordu. Bu arada benim örnek hareketim bayağı işe yaramıştı! Çünkü herkes ikide bir dönüp dönüp benim peştamale bakıyordu. Ben de vazifesini yapmış ve amacına ulaşmış adamların manevi hazzı, iç huzuru ve mutluluğu ile çaktırmamaya çalışarak keyfimden mest oluyordum.
Derken tam karşımda sık sık bana bakan ihtiyarlardan birisi yavaşça hareket etti. Sessizce yanıma kadar sokuldu, ağzını kulağıma verdi ve ancak benim duyacağım kadar bir sesle şöyle dedi:
— Evladım, biraz terbiyeli otur. Sen merdivende peştamalle bacaklarını açmış oturuyorsun ama bütün malın meydanda...
Nasıl buz yutmuşa döndüm, nasıl utandım bilemezsiniz! Bütün örneklik gitmiş; sevinç ve keyif bitmiş, yerine rezalet ve utanç geçmişti. Skandal dedikleri bu olsa gerekti... Hemen dizlerimi bitiştirdim ve adamın dediklerini sakladım. Sonra da sessizce kalktım, yavaşça sıvıştım; giyinir giyinmez de hızlıca kaçtım. Karizma çok fena çizilmişti…”
Dalgınlığı çok meşhur bu hocamız meğer peştamali giymiş ama altına kısa külot giymemiş; alışık olmadığından bacaklarını sıkı sıkı kapatmayı da unutmuş. Demek batasıca peştamal de kısaymış ki olan felaket olmuş…
“Dalgınlığı çok meşhur” dedim de aklıma geldi. Onun dalgınlığına da bir misal verelim mi?
Haydi, verelim gitsin, ama yarın.
