Hatırat niçin yazılır, neden okunur?
Cevabı kolaydır: Örnek alınmak, tecrübe kazanmak, dersler ve ibretler çıkarmak, hayata ve davaya hazırlık yapmak, inancını pekiştirmek, cesaret kazanmak, dostunu düşmanını tanımak, yola devam yürekliliğini kazandırmak, yaşanan devri tanımak, olayların arka planını anlamak vs. hatırat okumanın peşin yararlarıdır şüphesiz.
Yaşanmış olay ve olguların hatırda kalan kısımlarının yazıya geçirilmesi anlamında hatıra veya anı türü eserler istediği kadar kişisel olsunlar, ilim adamları, araştırıcılar, sosyolog ve tarihçiler mutlaka onlardan yaşanan devri tanıma adına birçok bilgiler bulup çıkaracaklardır. Yaşanan toplumdan bağımsız olması mümkün olmayan bu tür kitaplardan, dönemin sosyal olaylarını çekip çıkarmak, artık bilim adamlarının becerisidir. Bu malzemeyi onlara veren anılarını yazanlar, toplumsal bir görev ifa etmiş oluyorlar aynı zamanda.
İnsanı hatırat yazmaya yönlendiren beşerî yanları da vardır kuşkusuz. İsterseniz bunlara zaaf veya hevesler de diyebilirsiniz. Bilinsin ister mesela, tanınsın ister. Unutulmasın ister. Bu da bir sebeptir hatıra yazmaya. Olabilir, ölüp gittikten yıllar sonra bir insan yazdıklarını okur da bir Fatiha ile anarsa seni kötü mü olur? Amel defteri kapanmasın diye hatıra yazmak, bilgi ve tecrübelerini, tavsiye ve uyarılarını yazmak, devam edip giden sadaka anlamında bir “sadaka-i câriye” olan faydalı kitaplardan neden sayılmasın?[1]
İnsan bazen zor şartlar altında yaşar. Her sözü söyleyemez sağlığında. Bu bir zayıflık da olsa maalesef acı bir gerçektir. Ama söyleyecek sözü olanlar onu yazar ve tarihe emanet ederler. Gün gelir, şartlar değişir ve o yazılanlar fayda verir. Neden olmasın? Bazen iyi niyetli olarak, arkadaşlarını kırmak istemez insan, o yüzden söyleyemez, yazamaz. Ama kırılacak olanlar toprak olduktan sonra, arkada kalanlar bazı gerçekleri artık tanısalar fena olmaz diye de yazılır hatıralar. Bunun için yakın tarihimizde yazılan birçok hatırat, ileri bir tarihte yayınlanması için ilgililerine emanet bırakılmıştır.
[1] Resûlullah (s.a.s) şöyle buyurmuştur: “İnsan öldüğü zaman bütün amelleri kesilir. Ancak üç şey müstesnadır; sadaka-i cariye, faydalanılan ilim ve kendisine dua eden mümin evlâd." (Müslim, vasıyye 14; Tirmizi, ahkâm 36; Meşâî, vesaya 8; Ahmed b. Hanbel 11-372; Darimî, mukaddime 46, Ebu Davud, vasiyet)
