Az önce Hartlap için "evliyalar yatağı" demiştik. Hatta bir de "belde-i tayyibe-i mübareke" unvanı vardır. Gerçekten de Hartlap'ın "evliyalar yatağı" olarak tanınması çevrede oldukça meşhurdur. Hatta bunu bizim anlatmamıza bile gerek yoktur. Muhatabın bunu bilmesi, bilmiyorsa da cahilliğini belli etmeden susması, bize de sormaması gerekir. Ama ne demişler; "Cahil cesur olur." Bazıları sormadan edemez. Öyleyse biz de şu meşhur menkıbeyi anlatalım.
Efendim, bizim köylere yaz aylarında "Aptallar" gelirdi. Bunlar konargöçer, müzisyen bir topluluktu. Gürültüleri bol, kavgaları eksik olmaz, ağızlarından da küfür düşmezdi. Ama köye geldiklerinde bir hareket, bir canlılık başlardı. Köyün ağaları ve ileri gelenleri onları akşamları genellikle açık havada kurulan eğlencelere davet ederlerdi. Davullar çalar, zurnalar öter, uzun havalar söylenirdi. Ortaya büyük ateşler yakılır, kütükler atılır, çevresinde halaylar çekilir, sinsinler oynanırdı. Coşku artınca silahlar da patlardı. Hâsılı tam bir Anadolu şenliği yaşanırdı.
Fakat bütün bunların içinde dikkat çeken bir husus vardı: Asla içki içilmezdi. En azından açıktan. O devirde içki hem büyük bir günah hem de büyük bir terbiyesizlik sayılırdı. Bizim köyde alkolün adı bile hoş karşılanmazdı. Allah bu güzel hâli daim eylesin. Son yıllarda bir iki kişinin adı böyle işlere karışmışsa da duyduğumuza göre bunu köyün dışında ve gizlice yaparlarmış. Rabbim onlara da tövbe nasip etsin.
Burada bir hususu da karıştırmamak gerekir. Bu konargöçer "Aptallar" ile tasavvufta adı geçen "Ebdallar" aynı kimseler değildir.
Tasavvuf geleneğinde ebdallar, Allah'a gönül vermiş hakiki dervişler ve samimi sûfîlerdir. Tekke ve dergâhlarında ibadet, zikir ve tefekkürle meşgul olurlar. Lüzumsuz yere dolaşmaz, vakitlerini boşa harcamazlar. Halk arasında söylenen "Ebdal yer, çarığına bakar." sözü de buradan gelir. Çünkü bir yemeğe davet edildiklerinde, bunu Resûlullah'ın sünneti kabul ederek icabet ederler; yemeklerini yedikten sonra da boş sohbetlere dalmadan çarıklarını giyip dergâhlarına dönerler. İşte "çarığına bakmak" bu edebi ifade eder. Ne mutlu böyle ebdallere!
Elbette bizim yazları gelen konargöçer Aptallar, bu mânadaki ebdallar değildir. Onların namaz, cemaat, tekke, dergâh, zikir ve tasavvuf hayatıyla fazla ilgileri yoktu. Dinî hayata mesafeli kalmışlardı.
Fakat bunun ayıbı biraz da bize ait değil midir?
Asırlarca aramızda yaşayan bu insanlara din niçin yeterince anlatılamadı? Neden İslam'ın güzelliği onlara ulaştırılamadı? Bu ihmalde bizim kusurumuzun, bizim vebalimizin payı yok mudur? Bunlar öyle bir iki cümleyle geçiştirilecek meseleler değildir. Aksine üzerinde uzun uzun düşünülmesi gereken büyük meselelerdir.
Yüzyıllarca birlikte yaşadığımız insanlara İslam'ı güzelce öğretememişsek, bunun hesabını önce kendimizden sormalıyız. Aynı durum, çeşitli sebeplerle dinî bilgiden uzak kalmış başka topluluklar için de geçerlidir. Müslüman, en başta komşusuna karşı tebliğ sorumluluğu taşıyan kimsedir. Rabbimiz bizi affetsin; dinini güzelce öğrenmeyi, yaşamayı ve hikmetle anlatmayı hepimize nasip etsin.
Neyse, biz yine menkıbemize dönelim.
İşte köyümüzün bu yazlık misafirlerinin ileri gelenlerinden Apal Efendi vefat etmiş ve Hartlap Mezarlığı'na defnedilmiş. Hanımı da başında ağıt yakarken şöyle demiş:
Apal'ım öldü
Buraya gömüldü
Hartlap da artık
Evliya yatağı oldu.
Bunu duyan çevredeki Hartlap dostları (!) fırsatı kaçırmamış; bu sözü dilden dile yaymışlar. Bedava reklamımızı öyle güzel yapmışlar ki bugün bile birisi "Nerelisin?" diye sorsa, "Hartlaplıyım." dediğinizde, bilenler hemen gülümseyerek, "Haa, evliyalar yatağından mı?" diye karşılık verirler.
Biz de tebessüm ederek, "Evet, oradanız. O belde-i tayyibe-i mübarekedeniz elhamdülillah." der geçeriz.
