Evladını Tanıyamamış

“Başa gelmek” deyince hatırladım; askere gitmeden önce rahmetli dedemi hasta yatağında ziyarete gittik merhum babamla beraber.  Bu benim onu son görüşüm olduğu vaziyetten belliydi. Babam selamdan sonra vardı karşı kanepeye oturdu. Ben ise iyice yanına yaklaşıp döşeğine oturdum. Elini öpüp hal hatır sordum. Bana: 

-Evlat, şu kim? Diye oğlunu gösterdi.

Ben de şaşkın bir şekilde:

-Dede, evladını tanımadın mı? Dedim.

-Vayy! Diyerek elini taaccüple ağzına götürdü ve anlattı:

-Ben de son hastalığında babamın yanına varmıştım. Selam verip elini öpünce:  

-Aleykümselam evlat, sen kimsin? Demişti. O zaman çok şaşırmış, bunu garip karşılamıştım. Bak şimdi aynen başıma geldi. Demek adam kocarsa her yeri birden kocarmış…

Hayatta hoşuma giden laflardan birisi de dedemin bu “adam kocarsa her yeri birden kocarmış” sözüdür. Her konuda yeri geldikçe bu sözü ben de tekrar etmekten hoşlanıyorum. Mübarek çilingir anahtarı gibi her kapıyı açıyor.

Durna Kaye’nin asıl ismi Durdu imiş. Köyde yalnız kendisi yeşil sarık sararmış. Dedem de sarıklıydı, ama yeşil değildi. Sarığı herkesinkindendi. Ben bunu duyunca “yeşil sarık neyin alametidir, kimler takar?” diye biraz araştırdım ve bunun “seyyit, yani evlad-ı resul olma alameti” olduğunu öğrenince hayâmdan kıpkırmızı kesildim. “Biz buna layık mıyız ki?” diyerek hemen üstünü örttüm ve çok gerekmedikçe bir daha dile getirmedim. Bir kere de merhum babama sormuştum. O da utandı, başını öne eğerek cevap vermedi.

Eşi Ve Çocukları

Durdu dedemin eşi Ahrazlardan Esme Hatun imiş. Akıllı, merhametli, geçim ehli bir kadın diye anlatılır. Nitekim Durna Kayenin işlerini tedvir etmek, çocuklarını ve onların eşlerini idare etmek, dağınık mülkünü çekip çevirmekte ona yardımcı olmak, bu meziyetleri gerektirir. Bu muhterem çiftin beş oğlu üç kızı olmuş. Bunlardan büyük oğulları Mustafa ve Bekir ile kızı Fatma’yı görmedim. Bekir’in hikâyesi çok acıklıdır, az sonra anlatacağız. Şimdi sırayla kısaca bilgi verelim.