“Durna Hösîn” dedem değişik vesilelerle zaman zaman babasından bahsederdi. Ondan ve başkalarından öğrendiğime göre akıllı, dirayetli, basiretli, tedbirli, lider tipli, yöneticilik kabiliyeti olan, sözünü düşünerek konuşan birisidir rahmetli büyük büyük dedem Durdu Efendi. “Durna” lakabı adından geliyor olabilir. Nitekim hem muhtarlık manasında “kâye”lik yapmış, hem de şehirlilerin köydeki mallarını onlar adına vekâleten idare etme anlamında kâhyalık yapmıştır.
Rahmetli Mırrık Ahmet emmiden duymuştum: “Senin büyük deden Durna Kaye, bir mecliste konuşmadan önce, bakardık ki boğazında kıpırdamalar olurdu. Yani söyleyeceğini önce içinden söyler, mahzur görmezse ondan sonra dışından söylerdi.”
Bunu Abdurrahman Nar amcama söylediğimde, “Doğru, bunu bize de hep tavsiye ederdi” demişti.
Durna Kaye dindar birisiymiş. Yanına gelenlere nasihat edermiş. Hatta gençliğinde biraz yaramaz olan dedem, o zamanlar bu nasihatlerden çok sıkıldığını, ama hürmetinden bırakıp gidemediğini söylerdi bazen pişmanlık içinde. Kendi nasihatlerini ilgiyle dinlemeyenlere bunu anlatır, “ibret alın” derdi. Lakin gençlik işte, onu da torunları dinlerken sıkılırdı.
Dedem de bir vaiz gibi iki saat konuşur, çok da güzel şeyler anlatırdı. Ama ikinci konuşması genellikle birincisinin aynen tekrarı olurdu. Her ziyaretine gelen gençlere iki saat anlatır, fakat aynı şeylerin tekrarı olunca gençler “Yahu dede, biz bunları çok duyduk” diye itiraz ederlerdi. Rahmetli dedem de onların bu dinlemeyişlerine sitem ederken, işte o pişmanlık duyduğu hatırasını acı acı zikrederdi. Ben de üzülmesin diye bazen saatlerce onu dinler, gönlünü hoş tutmaya çalışırdım. Ancak bundan ders almıştım. Dinlemeyenlere konuşmaktan sıkılır, nefret ederdim. Nerden bileyim, daha sonra öğretmen olarak başıma bol bol geleceğini…
