MUSTAFA ZENGİN VE OĞULLARI

Okuldan çıktığımda orada az da olsa sohbet etmeden eve çıkmazdım.  Davasında ve dostluğunda samimi, güler yüzlü, tatlı dilli, ikram sahibi güzel bir insandı. Sözü sohbeti zevkle dinlenirdi. Kendisi de sohbet adabına uyar, dinlemesini bilirdi. Okuduğu gibi yazardı da. Bir şiir kitabını bastırdı ve sonra onu genişletti. Bana ikisini de imzalayıp hediye etmişti. Bir de siyer üstüne çalışması vardı bildiğim. Notlarını ciltli halde görmüştüm.

Farklı Bir İnsan

Önceleri ev eşyası satan, sonraları işi kuyumculuğa çeviren Mustafa Zengin abimiz, dostlar arasında bilgisiyle farklılık gösteren birisiydi. Güzel bir kütüphanesi vardı ve okurdu. Uzun zaman Milli Selametin başkanlığını yapmıştı. O yüzden uzaktan gelenler onda ağırlanır, evinde toplanılırdı. Battal Hocamın evinde oturduğum yıllarda tam karşımıza yeni bir ev yaptırmış, komşumuz olmuştu. Evinin altı da iş yeriydi.

Okuldan çıktığımda orada az da olsa sohbet etmeden eve çıkmazdım.  Davasında ve dostluğunda samimi, güler yüzlü, tatlı dilli, ikram sahibi güzel bir insandı. Sözü sohbeti zevkle dinlenirdi. Kendisi de sohbet adabına uyar, dinlemesini bilirdi.

Okuduğu gibi yazardı da. Bir şiir kitabını bastırdı ve sonra onu genişletti. Bana ikisini de imzalayıp hediye etmişti. Bir de siyer üstüne çalışması vardı bildiğim. Notlarını ciltli halde görmüştüm. Daha sonra duyduğuma göre on iki kitabını daktilo ile yazarak tıpkı basımını gerçekleştirmiş. Evlatlarından basın yayınla ilgileneneler olduğuna göre bize fazla bir söz düşmez.

Aramızda kitap takası yaptığımız da olurdu. Mesela kütüphanemdeki “Miftahu’l Kulup” o yolla bendedir.

Akşamları da çok sık buluşurduk, din, siyaset, sistem, İslam dünyası üstüne derin sohbetlerimiz olurdu.

Ben ayrıldıktan sora duydum, bazı arkadaşlarla haftada bir toplantı yapıp Kur’an okuyor ve bir kitaptan sohbet ediyorlarmış aralarında. Sevindim.

İkindi Yazıları

Mustafa Zengin’in büyük oğlu Mehmet Ali Zengin matbaacılık yapardı. Önceleri babasının yanında çalışan bu kardeşimiz, daha sonra “Andırın Postası” diye bir gazete çıkardı. O zamanlar bu iş çok zordu. Harfler tek tek elle dizilirdi. Ben de hayret ederdim, babasıyla birlikte ticaret yapsa hayatını çok daha rahat kazanacak bu delikanlı, neden bu işi yapardı? Nasıl aklına düşmüş, nerede öğrenmiş, sormadım da. Kendisi de az konuşan birisiydi. O zamanlar da okurmuş, ama bu dikkat çekecek kadar değildi.

Bu uzun boylu, fidan gibi yakışıklı genç, daha sonra kasabaya imam olarak gelen Kamil Aydoğan ile tanışır. Kamil Bey o zamanlar “Edebiyat Dergisi” yazarlarındandır. Deneme ve şiirleri çıkar dergide. Caminin meşrutasında Kur’an Kursu vardır. İmam odasında bekâr kaldığı yıllar çok sohbetlerimiz olmuştur. Edebiyatçılar öteden beri biraz havalıdır. Kamil Bey de bunu kendine yakıştırarak iyi yapardı. Necip Fazıl’dan Nuri Pakdil’e çırak olursanız bu gayet normal sayılırdı. Ona bir gün Gazali’nin İhya’sının son bölümünü okumasını tavsiye etmiştim. Bitirmiş. “Abi ne yaptın sen yahu, elim ayağım döküldü” demişti.

Andırın’da iken bir değerli öğrencimizle evlendi. O maceranın içinde sayılırım. Ben ayrıldıktan sonra Ankara’da Yüksek Öğretimi tamamlayarak öğretmen olur. Günün birinde Andırın Lisesine müdür olarak atanır.

Anlaşılan o zaman Mehmet Ali Zengin ile işleri büyütürler. Bunlar “Andırın Postası” gazetesinin edebiyat eki olarak “İkindi Yazıları” dergisini çıkarmaya başlarlar. İkindi Yazıları gazetenin içinde, ilk sayı 23 Nisan 1985’de çıkar. Dört sayfa bir ektir. 1987’de 4 sayfa ve bağımsız bir dergi haline gelmiş. Son sayısı Ekim 1994 tarihini taşıyor. Tam on yıl çıkmış. 131 sayı.

Mehmet Ali Zengin “Nedim Ali” mahlasıyla yazar. Kâmil Aydoğan da ayrıca mahlas isimle yazılar yazmıştır. Kahramanmaraş'ın Andırın ilçesinde bu işler cidden zordur. Fakat M. Ali Zengin ve gönüllü çalışanların emeği, iradesi, sabrı her türlü takdirin üstündedir. Üstelik dergi okurunu kendi seçer ve ücretsiz onlara postalar.

“Neden ücretsiz?” diyenlere, “Bunda öyle emek var ki, ödemeye gücünüz yetmez” dermiş. Düşünebiliyor musunuz, mizanpajı yapacak, yazıların her harfini tek tek bulacak ve yan yana getireceksiniz…

Bu gönderilerin güzel dönüşü olmuştur. O günlerde isimleri henüz bilinmeyen yazarlar, dergiye yazılar gönderirler. Taşrada basılan bir dergide Türk düşünce ve edebiyatının önemli şair ve yazarlarının olması dikkat çeker. Edebiyatçıların kendi aralarındaki dayanışması da övgüye değer.

Mevlana İdris Zengin

Mustafa Beyin bir oğlu İdris Zengin Maraş İmam hatipten talebemizdi. Abisi gibi yakışıklı, edepli, zeki ve terbiyeli birisiydi. Çok sevdiğim bir öğrencimizdir. O zamanlarda okur, yazar, çizerdi. Sonra yüksekokul için gittiği İstanbul’da kendisini geliştirdi. Çocuk edebiyatı gibi bâkir bir alanda çalışmaya başladı. İsminin önüne de “Mevlana” getirdi. Vardır bir hikâyesi ama ben bilmiyorum.

Maraş’a kitap fuarı münasebetiyle geldiğinde görüşürdük. Bir defa bir gezimizde Andırn’da babasına uğramıştık. Onun da orada olması güzeldi. Hizmet etti misafirlerine. Ve bir gün aniden giderek bu dünyadan, yüreğimizi yaktı. Abisi de genç yaşta gitmişti.

Diğer üç kardeşi ile tanışıklığımız azdı. Necmettin Bey, biz oradayken sevimli bir çocuktu, sonra büyümüş maşallah, babasının yeni işi kuyumculuk ve döviz ticaretini ele almış, devam ettiriyordu. Geçenlerde beni telefonla arayıp hal hatır sormasına bayıldım. Salih ve  İskender Beyler ise  basın yayın dünyasındalar biliyorum.

Evet, zengin bir aileydi ve bundan çevrelerini faydalandırdılar maddi manevi. Tanıdık, sevdik, sevildik hamdolsun. Rabbimiz cennetinde buluştursun.