Uzuna yakın orta boylu ve kilolu, esmer, yakışıklı birisiydi. Güler yüzü, tatlı dili, saygılı ve nazik yaklaşımı dikkatimi çekmiştir. Daha sonra baş muavin oldu. İlim ve davet cihetinden bize takdirlerini ifade ederdi. Aramızda hep iyi ilişkiler olmuştur.
İbrahim Bey okula geldiğimizde nadiren bulunan meslekçi olmayan muavinlerimizdendi. Uzuna yakın orta boylu ve kilolu, esmer, yakışıklı birisiydi. Güler yüzü, tatlı dili, saygılı ve nazik yaklaşımı dikkatimi çekmiştir. Daha sonra baş muavin oldu. İlim ve davet cihetinden bize takdirlerini ifade ederdi. Aramızda hep iyi ilişkiler olmuştur.
Biz de onu sevdik. İmam hatibe önce muavin, sonra az da olsa müdürlük yaptığı için hatırlanmaya, hizmetlerine teşekkür almaya ve dua edilmeye layık gördük. Yaşıyorsa sağlık ve mutluluk, vefat ettiyse, Rahman’dan rahmet dileriz.
Hocamız okulumuzda güzel güzel idarecilik yaparken nasılsa bir gün müdürlük sevdasına düşmüş. Müdür olmak elbette hakkıdır, başka bir liseye yakışırdı da. Fakat bu okulda düşünmemeliydi kendi mutluluğu için. Bana göre bu okulda o günkü şartlarda ancak bir meslekçi rahat müdürlük yapabilirdi. İbrahim Bey bunu takdir edecek akıl ve zekâda idi. Buna rağmen bu talebi biraz garipti, şaşılacak bir vaziyetti. Acaba birileri onu kışkırttı da hazır yerinden mi etti?
Ne var ki o günlerde ANAP iktidardaydı. Bu şehirde duyduğumuza göre bu partinin iki güçlü adamı vardı. Birisi parti başkanı ve teşkilatçı Mete Eskigün, diğeri de Belediye Başkanı Hacı Ali Özal idi. Sanırım onların olurunu alabileceğini düşünmüştür.
O sıralarda her nasılsa bir garip iş daha olmuştu. Ali Haydar Kireççi Bey de okul müdürlüğüne soyunmuştu. Olacak iş değildi. Çünkü Ali Hocamın hayat tarzına hiç uymazdı müdürlük. Zaten umurunda da değildi. Okulda öğretmen iken bile çok rahat hareket eder, derslerine birisini görevlendirerek müdürler onu alır giderlerdi. O özgürlüğü bırakıp nasıl koltuk esaretine girecekti?
Bunun arkasında kimlerin kışkırtması vardı bilemiyorum, ama az çok olaylara bakarak tahmin edebiliyorum. Onun kendisi de, “Dostlar” da yazdığımız gibi bu işe gülüyordu daha sonra.
Kesin bilgimiz yok ama duyduğumuza göre o, İbrahim Bey ve bu gibi işlere hevesli iki öğretmen ile bu iş için Ankara’ya gitmişlerdi. Ali Beyin müdürlüğü konuşulurken İbrahim Beyin müdürlüğü el altından tamamlanıyor ve ilgili zarfı cebine konuluyordu. Ayakta uyutulan Ali Haydar Bey gibi, okula geldiklerinde bu garip durum herkese büyük bir sürpriz olmuştu. Doğrusu bu ince ayar işin kahramanlarını kutlamak mı gerekirdi, kınamak mı bilemiyorum. Böylece İbrahim Özyeşildağ okul müdürü oldu.
Oldu da ne oldu?
Her kafadan bir ses çıktı. Kimse onu müdür olarak içine sindiremedi. Herkes bir meslekçi istiyordu. Zaten Ankara’dan Maraş’a kadar müdür olduğunu sanarak gelen Ali Haydar Kireççi Hocam başına balyozu yiyince anladığı oyuna getirildiğinin kızgınlığı içindeydi, gittiği her yerde bunun müsebbiplerini öfkeyle ve hakaretle anlatıyordu. Çok sürmedi, beklenen oldu. İbrahim Özyeşildağ Bey gitti, yerine Belediye Başkanı Hacı Ali Özal Beyin hısımı Hüseyin Güçlü Bey Hocamız güçlü bir şekilde idareye geldi. İbrahim Bey de haliyle tayinini başka bir okula istedi.
Aradan yıllar geçti. Duyduğuma göre inşaat işlerinde müteahhitlik yapıyor, emlak alım satımında çalışıyormuş. “İyi zengin oldu” diyorlar. Allah Teâlâ helalinden hayırlı mallar versin, sağlık ve afiyetle yedirsin. Şimdi onun malıyla çenemizi yormayalım. Zaten bu iş neredeyse öğretmen mesleği oldu. Bu işi yapan çok arkadaşımız var ve iyi de kazandılar maşallah. Rızkın onda dokuzu malumdur ki ticarette imiş. Akıl ve cesareti birleştirerek müteşebbis olanlar hep kazanmışlardır. Memurlukta para olmaz. Din için, millet için, bir dava uğruna öğretmenlik veya idarecilik yapılabilir. Yoksa memuriyet, rahat yaşamak isteyen tembellerin ve acizlerin işidir.
Bir gün Yenişehir Apartmanının önünde karşılaştık. Selamlaşarak ayaküstü muhabbet ettik. Hala o nazik ve saygılı tavrı vardı üstünde.
Evet, tekrar edelim, yaşıyorsa sağlık ve mutluluklar dileriz. Öldüyse rahmet olsun.
