HASAN KEKİL HOCAM

Hasan Bey idarecilikten gelen cesur ve girişimci yönüyle olaylara pozitif yönden bakar, pratik çözümler ileri sürer, güler yüzü ile gönül avcılığıyla okulumuzu şehirde iyi temsil ederdi.  Gerçekten de samimi bir hocamızdı.

İmam Hatibe tayinim çıkınca gördüğüm, Hasan Kekil Bey Kilis İmam Hatipte beraber çalıştıkları için Hüseyin Bahar Hocamla beraber görülen bir çift güvercin gibiydiler. Davaları, nüktedan yapıları, rahat konuşup anlaşabilmeleri, iletişim kurmada başarıları ve karizmaları bakımından benzerlerdi.

Sosyal yönden Hasan Bey farklıydı ondan. Yani daha girişken, daha mahir, daha zengin. Böyle olduğunu ilerleyen satırlarda göreceksiniz. Fakat Hüseyin Hocam daha âlim, daha hatip, daha davetçi.

Okulda sevilen sayılan güçlü hocalarımızdan birisiydi Hasan Bey. İyi pinpon oynardı. Bazen ben onu yenerdim, bazen o beni. Fakat ona sorarsanız “hep ben yenerdim onu” der.

O yıllarda hala sıkıyönetim var. Başımızda da bir zalim paşa; Yusuf Haznedaroğlu. Giderken hazineyle gitti derler. İşte onun gerekmez işlerinden birisi de müesseseler arasında voleybol müsabakası düzenlemek olmuş. Ben de okula gelir gelmez bu oyunun içine düştüm. Ayrıntılarını merhum müdürümüz M. Sait Kırmacı’yı anlatırken yazmıştım, bakabilirsiniz.

Diyeceğim o ki, Hasan Bey bu işi de iyi yaparmış, benim gibi. Takım arkadaşı olduk ister istemez. Voleybol müsabakaları da vesile oldu, biz sanki kırk yıllık ahbap gibi olmuştuk. Hatta aradaki yaş farkını da unutmuş, şaka ve esprileri patlatarak konuşur olmuştuk.

Hasan Bey idarecilikten gelen cesur ve girişimci yönüyle olaylara pozitif yönden bakar, pratik çözümler bulur, güler yüzü, tatlı dili, kadife gibi yumuşak sesiyle gönül avcılığında başarılı olur. Bunları iyi kullanarak okulumuzu şehirde güzel temsil ederdi.  Gerçekten de samimi bir hocamızdı.

Bu yönü dikkat çektiğinden Milli Eğitim idaresinde ilerledi. Sonradan İmam hatibe dönüşen bir lisenin kurucu müdürü oldu. Milli Eğitim Müdürlüğünde kısım müdürü ve derken ANAP’tan yeni ilçe olan Çağlayancerit’e Belediye Başkanı oldu. Daha sonra siyasetten kopmadı.

Aslen Çağlayanceritli olan bu hocamızı zaman zaman Ceritte de ziyaret ettik. Oralara İmam Hatibi tanıtmak için gittiğimizde bize sahip çıkar, ulu ağaçlar arasında ziyafet çekerdi.

Hayat bu, türlü imtihanları vardır. Ulu dağların karı daha da fazla olur. Onun da bu hayatta çok sınavları oldu. Acılı günlerinde bile buluştuğumuzda tebessüm eder, “ne yapalım Hoca Efendi, takdir-i ilahi” der, metanet ve huzurunu kaybetmezdi.

Biz onu daima dost ve yardımcı gördük. Sevdik ve sevildiğimizi hissettik. İyi bir öğretmendi. Örnek bir hocaydı. Cemiyet içinde olumsuz bir hareketini de duymadık. Bu yüzden ona olan saygımız bakidir.

Ve bunları yazarken farkına vardım ki çoktandır görüşmemişiz. Onu bilmem, ama ben onu özlemişim. Görme engellilerin köfte yeme hikâyesi doğruysa o da beni özlemiştir. İhtiyarlık insanı hareketten kesiyor. Eski cevvaliyetimiz kalmamış. Eğer o da iyice bitmemişse, artık ömrümüzün bu son faslında bizi bir daha buluşturmak, onun Hasan ağalığına düşer diye düşünürüm.

Allah Teâlâ’ya yalvarırım, ona da ümmetine de sağlık, mutluluk, izzet ve zafer dolu günler nasip etsin.