
Bu işyerinin sahibi güzel bir insanmış. Bir trafik kazasında ayakları kırılmış. Hareketsiz kalınca bayağı kilo almış biriydi. Haliyle yürümesi de zorlaşınca mecburen münzevi yaşamaya mahkûm olmuş. Dindar, ahlaklı, faziletli bir insanmış, bizim akşam sohbetlerini duyar, gelememenin hüznünü yaşarmış. Çok garip ama bir türlü tanışmamışız. O da dükkânının önünden geçerken beni gördükçe “sabah evlenirsen bana gelirsin, o zaman gadanı alırım” dermiş içinden.
Alışta da Verişte de Güzel Düşünce
Bir zamanlar din dersi öğretmeni olarak çalıştığım Andırın’da bekâr olduğumdan gıda üstüne pek alış veriş yapmazdım. Sabah evde bir kahvaltı, akşama ya basit bir ev yemeği, ya misafirlik, ya da lokanta ile geçiştirirdim. Dolayısıyla lokantalardan başka piyasa fiatlarını pek bilmezdim.
Evlenince ev için gerekli her eşyada alış veriş yapmaya başladım. Böylece neyi nerden alacağım belli oldu. Bu arada toptan ve perakende gıda ürünleri satan bakkaliyeyi tavsiye etti dostlar. Erzakımı oradan almaya başladım.
Bu işyerinin sahibi güzel bir insanmış. Bir trafik kazasında ayakları kırılmış. Hareketsiz kalınca bayağı kilo almış biriydi. Haliyle yürümesi de zorlaşınca mecburen münzevi yaşamaya mahkûm olmuş. Dindar, ahlaklı, faziletli bir insanmış, bizim akşam sohbetlerini duyar, gelememenin hüznünü yaşarmış. Çok garip ama bir türlü tanışmamışız. O da dükkânının önünden geçerken beni gördükçe “sabah evlenirsen bana gelirsin, o zaman gadanı alırım” dermiş içinden.
Benim de bir huyum var, sünnet olsa da pazarlık yapmam. Çünkü hoca olduğum için belki adam beni kıramaz, dediğim fiyata vermek zorunda kalır. Malın başına da varmam, çünkü en iyisini bana verirse, geriya kalanı satmakta zorlanır. Bu da benim için hocalığı istismar olur.
Kimse bana hoca olduğum için özel fiyat veya malın iyisini vermeye mecbur değildir. Ben bunu beklersem, hocalığımın karşılığını dünyada almış olurum. Ahirete vardığımda eğer varsa bir dine davet ve eğitim sevabım, “sen onu dünyada yedin bitirdin. Buraya bir şey kalmadı” derlerse, ben ne yaparım?
Ha, ben pazarlık yapmadan o gereken ikramı yaparsa ne ala, sevabını alır. Ben de minnet altında kalmam. Her neyse, biz hatıraya devam edelim.
Evlendin Değil mi?
Aynen dediği gibi evlenince alışveriş için yanına düşmüştüm. Beni görünce güldü. Ayağa kalkarak beni karışladı yanına oturttu. Listeyi çalışanlara verdi. Bana da:
- Evlendin değil mi? Dedi.
- Evet, ama ne alaka?
- Mutluluklar dilerim. Sen bekârken buradan gelir geçerdin. Benden alışverişe ihtiyacın olmayınca haliyle bana uğramazdın. Ben de seni duyar, gıyaben severdim. İçimden derdim ki, bu evlenince ister istemez benim yanıma gelir. İşte geldin nihayet. Önce bir çay içelim, sonra işimize bakarız.
- Hay hay Hacı Efendi.
Güler yüzlü, tatlı dilli, hoş sohbet birisi olan Hacı Veli Doğan bey kardeşimiz bana aldıklarımı topluyor ve hesap olarak “şu kadar etti” diye neticeyi söylüyordu. Ben de hoca olduğum için pazarlık yapmıyor, ne dediyse peşin olarak veriyordum.
Bu huyum hala devam eder. Dedim ya, pazarlık yapmayı, sanki hocalık hatırımı veya hizmetimi istismar gibi görür, varsa bir hizmetimin bedelini burada böyle bitirmeyi istemezdim.
Bu Fiatlar da Ne?
Aylar sonra anladım ki o toptan bakkal arkadaş bana başkalarına göre hayli ucuz veriyormuş. Ben de piyasayı bilmediğimden bunu fark edemiyormuşum. Bu yüzden bir teşekkür bile etmeden gidiyormuşum. Evden bunu öğrendim. Ne de olsa kadınlar piyasayı az çok biliyorlar.
Bunu öğrenince gittim ve meseleyi açtım. Teşekkür ettim ve farklı muamele beklemediğimi söyledim. Bana;
- Estağfirullah hocam, sizin teşekkür etmeniz gerekmez. Ben, dinime hizmet ettiğine inandığım hocalardan kâr almayacağım diye Rabbime söz verdim, demez mi?
Kırk yıl düşünsem aklıma gelmezdi böyle bir düşünce. Elde neler var değil mi?
Yaşamanın Şükrü
Hayatta böyle birkaç kişiyle karşılaştım. Korkut Özal’dan da duymuştum bunu. Allah çok büyük bir musibetle imtihan ettiğinde, “Rabbim, ömür verirsen, yolunda kullanacağım” diye söz vermişler. Korkut Bey o korkunç kazadan kurtulunca bütün varlığını vakfettiğini söylemişti. Vakfın geliri de ammeye imiş. Bazı dostlarım da var, ticaretinden ve kiralarından kazandığını Allah yolunda harcıyor, emekli maaşıyla geçiniyor.
Ben de tehlikeli bir hastalık için ameliyata girerken, “Rabbim ömür verirsen dinime hizmet için olsun” demiştim. Kendimi bütün bütün vakfetmeyi, vadimde duramam diye söz vermemiştim. Şimdi kara kara düşünüyorum; Allah Teâlâ ömür verdi. O sözünden zaten dönmez.
Peki, bizim durumumuz ne?
Acaba bu videolar ve yazılar, bir hizmet sayılır mı?
Ne dersiniz, bir faydası ve bir değeri var mıdır?
